Arþivden Ekim, 2009

BAKIRLI VİTRAY

Ekim 19th, 2009

Uygulama Alanları :

Louis Comfort Tiffany tarafından geliÅŸtirilmiÅŸ teknikle yapılan Tiffany (bakırlı) vitraya Evlerde, otellerde,  ve birçok mekanda kapı camları, pencere camları, merdiven boÅŸluÄŸu pencereleri, mutfak – banyo dolap kapakları, tavan camları – kubbe, ışıklı duvar panoları, ayırıcı paneller -paravanlar – seperatörler, masa, lamba – abajur – aplik ve özgün hediyelik eÅŸyalarda dekorasyon ve aydınlatma amaçlı kullanılmaktadır.

Kullanlılan Malzemeler:

Cam kesme elması, Cam pensesi,Cam çapaklarını temizlemek için cam törpüsü veya rodaj makinesi, Kalem (permanent)türü, renkli cam, Bakır folyo (1/4veya7/32), Havya (80w veya 100w), Lehim (60/40), Lehim pastası, Bakır folyo oksid temizleme suyu,Beyaz ince karton ve aydınger kağıdı ,Patina suyu bakır veya siyah, Yumuşak uçlu ufak fırça

Yapılışı:

Yapılması tasarlanan eskiz aydınger kağıdına çizilip renklendirilir ve her bir parça tek tek numaralandırılıp kartona kopya edilir. Daha sonra parçalar makas yardımıyla kesilir. Kesilen bu karton kalıplar renkli camlar (daha önceden seçilen renklere göre)  üzerine konarak permanent türü bir kalemle çizilir. Cam elması ve cam pensesi  kullanarak çizgilerden kesilerek ayrılır . Kesilen camların çapakları el törpüsü yada rodaj makinesi yardımıyla alınır. Camların kenarları bakır folyo ile kaplanır. Bütün parçalar bittikten sonra cam parçaları desen üstünde bir araya getirilir. Camların lehimlenecek bakır folyolu yüzeylerine bir fırça ile lehim pastası sürülür ve birbirine havya yardımıyla lehimlenir. (her iki yüzeye de lehimleme yapılır.) Daha sonra kenarlarına kurşun dönülenerek vitray sağlamlaştırılır. Temizlenen vitray, lehimleri isteğe göre patina suyu ile bakır veya siyah renkde karartma işlemi yapılır. Vitray montaja hazır hale gelmiştir.

* Tasarımlar hayal gücüyle sınırlıdır. Sanatçının bilgi, becerisi, emeğiyle yaratılan eserler bulunduğu mekanın özellikleri ve ışığının katkısıyla değerini arttırır

Vitrayın Uygulama Alanları

Ekim 19th, 2009

Geçmişte örneklerine büyük ve çok özel mimari yapılarda, kilise, camii gibi dinsel mekanlarda rastlanılan bu süsleme sanatı günümüzde çok yaygın olarak evlerde, otellerde,  ve birçok mekanda vitray süsleme sanatı uygulanmaktadır.

Vitrayın diğer uygulama alanları ise;

Kapı camları, Pencere camları, Merdiven boÅŸluÄŸu pencereleri, Mutfak – banyo dolap kapakları, Tavan camları – kubbe, Işıklı duvar panoları, Ayırıcı paneller -paravanlar – seperatörler, Masa, Lamba – abajur – aplik , Özgün hediyelik eÅŸyalar bulunmaktadır.

VİTRAYIN TARİHÇESİ 

Ekim 19th, 2009

Renkli cam parçalarından yapılan ve pencereleri örten  saydam – yarı saydam panellerin yapımı için cam kullanımı çok eski dönemlere dayanıyor. Renkli camın mimarîye giriÅŸi ve kendine özgü bir sanat oluÅŸturuÅŸuna dair elimizdeki en eski buluntular XII. yy.a aittir. Bu uygulamalar özellikle DoÄŸu Akdeniz’de çok önceleri biliniyordu. Roma ve ilk Hıristiyanlık dönemlerinde kullanılıyordu. O zamanlar Roma resim sanatıyla rekabet eden vitray, çok parlak ve göz alıcı renklerde camlarla, perspektifsiz ve kabartısız olarak basit kompozisyonlar halinde yapılıyordu.
XII. yüzyılda Roma sitili yerini Gotik tarza bıraktı. Bu yeni mimari anlayışta çatının bir dizi kolon ve kiriş sistemine taşıttırılması fazla ağırlık taşımayan duvarlarda daha çok ve geniş pencere boşlukları bırakmayı sağladı. Böylece pencereleri örtmek için renkli cam paneller kullanılmaya başlandı. Cam parçalarını birbirine tutturmak içinde kurşun çubuklar kullanılıyordu. Vitray süslemesi kiliselerde mozaik süslemenin yerini aldı ve Vitray zanaatkarları zaman içerisinde cam ve kurşun ile birçok farklı teknikler geliştirdiler.
XIII. yüzyılın baÅŸlarında Fransa’da Chartres ÅŸehri vitray sanatının en büyük merkezi oldu. MuhteÅŸem Vitray süslemeleri 1200 ve 1236 yıllarında Chartres Katedralindeki 7000 m2 lik bir alanı kaplayan vitray süslemesi ortaçaÄŸ mimarisinin ve cam üstüne yapılan resim sanatının en büyük ve en önemli örneklerindendir.
Yapılara elden geldiğince bol ışık sokmak isteyen gotik çağ mimarları pencereleri gittikçe daha büyük yapıyorlardı. Bu yüzden kilise süslemeleri, Roma kiliselerinin iç duvarlarını kaplayan fresklerden değil vitraydan oluşabilirdi.
O devirde renkli cam ustaları, renk düşkünü çağdaşlarının zevkini okşamak için renkleri elden geldiğince çeşitlendirmeğe çalışıyorlardı; bu yüzden Aziz Bernard, perhiz ve çile amacıyla kendi tarikatına giren keşişlerin bundan uzak durmalarını ve renksiz camları yeğ tutmalarını istemişti. Hıristiyan cam ustalarının bu renk araştırma düşkünlüğü biraz da İncil hikâyelerinden gelir.
Chartreslı ustaların ustalığı sayesinde Beauce, zamanla bir vitray odağı haline geldi ve vitraycılık buradan bütün Fransa’ya (Bourges, Paris, Tours, Le Mans, Rouen) ve komÅŸu ülkelere, özellikle İngiltere (Canterbury) ve Almanya’ya yayıldı. 1300’lü yıllarda Antonio da Pisa adlı İtalyan vitray sanatına ait ilk kitabı yazdı. Kitabında cam kesim teknikleri, camın renklendirilmesi, kurÅŸun tekniÄŸi anlatılıyordu. Renkli camların vitray yapımımda kullanılması İsa’dan sonra ilk yıllara rastlıyor. Bu döneme ait en eski örnekler Ravenna’da İsa’dan sonra VI. Yüzyılda ortaya çıktı. Ancak gerçek vitray sanatı en parlak dönemi IX. ve X. Yüzyıllar arasında yaÅŸadı.
XIV. ve XV. yüzyılda vitray değişikliğe uğradı. Renkli pencereler dana büyüdü, camlar daha aydınlık oldu. Gümüş sarısının ve külrenginin baskın olduğu beyaz camlar üstünlük kazandı. Resim gibi vitray da gerçeğe uygunluğu göz önünde bulundurmağa yöneldi. XVI. yüzyılda çoğu oymalı çift kat camlar pek çok değişik tona olanak sağladı. Ama vitray tek cam üstünde renkli bir resim olmağa yöneldi.

—————————
XVII. yüzyıldan itibaren bu sanat desenden çok etkilendi. Basit kompozisyonlardan ve az sayıda canlı renklerden oluşan vitray yapma zevki XIX. yüzyılda doğdu. Büyük ressamlar (İngres, Delacroix) modeller yarattılar. Geleneğe dayanan ya da yeni tekniklerden yararlanan vitray böylece anıtsal sanat içindeki yerini aldı.
İlk bilinen cam kesim tekniği önceden cam üzerine tebeşir ile çizilen desenin ucu ısıtılmış bir demir parçası ile kesilmesi tekniği idi. Kesim sırasında cam soğuması için su ile ıslatılıyor ve işlem cam iyice kırılana kadar devam ediyordu. Daha sonra Vitray ustaları daha küçük parçaların kolay kesilebilmesi ile kükürt tekniği ile kesim yapmaya başladılar. Kesilen parçalar temizlenip kesim şekline göre yapıştırılıyordu.(Yapıştırmada tutkal kullanılmıyor.) Sonra camın üstüne desen işleniyordu. Bezeme bittikten sonra camlar kurşun içine gömülüyor. Yani H kesitindeki kurşun çubukların arasına yerleştiriliyor ve lehim ile kurşunlar kalaylanarak camlar sabitleştiriliyordu.
Uzun yıllar parlak dönem yaşayan vitray sanatı zaman içersinde kültürel ve sosyal nedenlerden dolayı eski önemini kaybetmeye başladı. Yeniden önem kazandığı dönem 19. yy. da Antonio da Pisa nın kitabı örnek alınarak vitray restorasyonları yapıldı ve eski zanaatkarlar gün ışığına çıkartıldı.
Vitray sanatının yeniden doğuşu ilk olarak Fransa da başladı. Ancak yüzyıl sonuna doğru Almanya vitray sanatının merkezi konumuna geldi. Bu dönemde vitray sanatı özellikle dini yapıların dışında saray ve malikanelerde, büyük konakların kapı, pencere ve tavan süslemelerinde kullanılmaya başlandı. Desenlerde tema olarak dini ve kutsal desenler işlenmiştir. 1890-1930 yılarında dini konuların dışında manzara, insan figürleri, zarif bezemeler, çiçek motifleri ve geometrik desenler vitray sanatında yeni ve dekoratif tekniklerle geliştirildi.
O tarihlerden bu yana daha yalın bir vitray anlayışı ortaya çıkıştır. Notre-Dame du Raincy Kilisesi’nde Auguste Perret «oyuk duvarlar» yarattı, Maurice Denis buralara OrtaçaÄŸ’ınkiler kadar göz kamaÅŸtırıcı vitraylar yerleÅŸtirdi. Chagall, Leger ve Bazaine gibi ressamlar da buna benzer vitraylar yaptılar, ister figüratif, ister soyut olsun vitraylar modern mimarîye uydurulmakta ve doÄŸrudan doÄŸruya betonarme içine yerleÅŸtirilmektedir.
Bu tekniklere farklı olarak Amerika da New York’lu ünlü tasarımcı Louis Comfort Tiffany vitray sanatı için farklı bir uygulama tekniği geliştirdi. Kurşun çubuklar yerine bakır folyo şeritler kullanmaya başladı. Ayrıca bazı farklı cam türleri geliştirdi. Opal, renkli opal ve sedefli camlar gibi.
Kullandığı camlar ve tekniği ile çok farklı aydınlatmalar da ortaya çıkardı. Günümüzde onun çalışmalarından bir çok örnek taklit edilip uygulanmaktadır.
Türklerin Orta Asya’da yerleÅŸtikleri bölgelerde yapılan kazılarda ele geçen cam parçalan, onların bu sanat hakkındaki ileri bilgilerini ve ince kullanım biçimlerini kanıtlayıcı niteliktedir. İran üzerinden Anadolu’ya gelirken Türkler bu sanatı getirdiler ve geliÅŸtirdiler. Selçuklu mimarları, ArtukoÄŸullarında da görülen ve «şemsiye» denilen cam süslemeleri kullandılar. Fakat Selçukluların son derece incelmiÅŸ ve geliÅŸmiÅŸ vitray örnekleri, BeyÅŸehir Gölü kıyısındaki Kubadâbâd Sarayı kazılarında ele geçen cam parçaları ve alçı süslemeler vardı.
Vitray sanatı Selçuklular döneminde geliştirilmiş, Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul’un fethinden sonra bir çok tarihi mimarilerde Vitray Tekniği ile muhteşem çalışmalar yapılmıştır.
Evlerde, cami, medrese, şifahane, saray gibi anıtsal binalarda vitraylar normal pencere dizisinin üstünde oluyordu. «Kafa penceresi» denen bu nakışlı camlar, bitkisel ve geometrik şekillerle nefis bir bezeme biçimi oluşturuyordu. Bu camlardan süzülen ışıklar yapı içinde değişik yansımalar yapıyordu. Osmanlı vitrayının en güzel örnekleri Süleymaniye, Rüstempaşa, Yeni Cami gibi büyük mabetlerde, Topkapı Sarayı, Hünkâr Kasrı v.b. saray, kasır ve yalılardadır.

Vitray Nedir?

Ekim 19th, 2009

Vitray sanatı gün ışığı ile doğan ve yine onun az ve çokluğu ile değişimler kazanan bir ışıklı resim sanatıdır.
Vitrayın diğer resim sanatlarından ayrı olan yönü onu diğerlerinden üstün kılan tarafı aynı kalmayışı, ışık değişimleriyle, ya da ışığa etki eden elemanların değişimiyle değişik özellikler kazanmasıdır.
Bir ışığın azalıp çoğalması ve bulutların hareketi, hatta vitrayın arkasında bulunan ağaçların dal ve yapraklarının veya başka cisimlerin hareketi cam üzerinde değişik renk ve gölgeler meydana getirir.
Yakın yüzyıla kadar vitray sanatı doğal ışıktan yararlanmıştır. Teknikteki ilerlemelere paralel olarak değişik kaynaklarda, özellikle elektrik ışığı vitrayın ışık kaynağı olmasını sağlamıştır.
Ayrıca hiç doğal ışık olmayan yerlerde de vitray kullanılmıştır.

sanat,vitray sanati

CAM TÜRLERİ

Ekim 19th, 2009

Camlar kimyasal içerikleri bakımından çeÅŸitlilik gösterirler. Camın bileÅŸiminde periyodik tablodaki birçok element bulunabilir; fakat, ticari olarak üretilen çok çeÅŸitteki camlar üç ana gruba ayrılırlar: soda-kireç, kurÅŸun ve borosilikat cam.Soda-kireç camı fiziksel ve kimyasal özelliÄŸi bakımından görünür optik ve uygulamaları için çok uygundur. Ayrıca, soda, camın iÅŸlenme sıcaklığını düşürdüğü için, maliyeti de azaltır. Sodasız cam saf camdır, saf malzemelerin iÅŸlenme sıcaklıkları yüksek olur. O dönemde cam elde etmek için yeterli ateÅŸi yeterli sıcaklığa çıkarmak için odun yada kömür yeterli deÄŸildi. Yani soda olmasa idi camın keÅŸfi bin yada iki bin yıl ertelenebilirdi. Anadolu’da sodalı camın kullanılması çok eskilere dayanır. Sümer tabletlerinde sodayanaga deniyordu. ilk dönemlerde, soda elde etmek için, soda oranı çok olan uhulu aÄŸacının (Akad dilinde abanu huli diye geçer, küllerinden yada Van gölünün sodalı suyundan yararlanılıyordu. Renksiz türleri görünür ışığı çok iyi geçirdiÄŸi için pencere camlarında Romalılardan beri kullanılırlar. Pencere camları ilk olarak, merkezkaç etkisi yaratılarak döndürülerek yapılıyordu. Daha sonra üfleme tekniÄŸinin keÅŸfi ile cam, ÅŸiÅŸirilerek silindir haline getirildikten sonra, silindirin yan yüzeyi kesilerek elde edilen pek de düzgün olmayan pencere camı, diÄŸer tekniÄŸin saÄŸladığı boyutlardan daha büyük oluyordu.

Flotal cam dediğimiz cam da sıvı kalay yüzeyinde yüzdürülerek elde ediliyor. Flotal cam tüm diğer camlardan çok daha düzgün bir yüzeye sahiptir.Soda-kireç camının başlıca dezavantajı yüksek ışık genleşme özelliğine sahip olmasıdır; yani ısıtılınca yapısal olarak genişlerler. Silika ısıtılınca fazla genişlemez; fakat sodanın eklenmesi genleşme özelliğini dramatik bir biçimde artırır; genel olarak, soda ne kadar fazlaysa, sıcaklık değişimlerine karşı camın direnci de o kadar düşüktür. Soğuk günlerde ince belli çay bardağınıza sıcak çay doldururken cam üzerinde
ısı şok yarattığınız için bardağınız çatlayabilir.Kalsiyum oksit yerine kurşun oksit ve sodyum oksidin yerine potasyum oksit kullanılması, kurşun camı olarak bilinen cam türünü oluşturur. % 24 PbO içeren camlar, kristal cam diye bilinen cam türünün içinde yer alırlar. Kurşun camı göreceli yumuşak yapısı nedeniyle işlenebilir ve yüksek kırılma indisine sahiptir. Daha fazla kurşun oksit içeren camlar (%65) radyasyon perdeleme camları olarak kullanılabilirler, çünkü kurşunun, bilindiği gibi gama ışınlarını ve değişik formdaki zararlı radyasyonu emebilme yeteneği vardır.Barosilikat camı % 70-80 silika ve %7-13 bar oksitten ve az miktarda alkali (sodyum ve potasyum oksit) ve alüminyum oksitten meydana gelir. Borosilikat camı düşük alkali içeriği ve kimyasal ve ısı şoku dayanıklılığı ile karakterize edilir; bu yüzden, Pyrex diye bildiği cam mutfak malzemelerinde kullanılır.Borosilikat camı suya, asitlere, tuz çözeltilerine, organik maddelere ve halojenlere (klor ve brom) yüksek düzeyde dayanıklılık gösterir.Göreceli olarak alkali çözeltilerine karşı da dayanıklıdır. Sadece hidroflarik asit, yoğun fosforik asit ve güçlü alkalin çözeltileri, yüksek sıcaklıklarda kabın yüzeyinde bozulmaya yol açarlar.Beherler ve dar boyunlu laboratuar şişeleri kimyasal maddelere, ani sıcaklık değişimlerine ve mekanik şoklara karşı dayanıklı olmalıdır.

Ek olarak, ÅŸeffaflık, kolayca yumuÅŸama ve ÅŸekil verme gibi camın sıradan özeliklerine sahip olmalıdır. Belki de en önemlisi, cam laboratuar malzemesinin üretimi ucuza gelmelidir.Kimya sanayisinin ve sanatının geliÅŸimi açısından damıtma ,iÅŸlemi çok önemli yer tutar. AteÅŸe dayanıklı kaplarda yapılan kaynatma iÅŸleminde, kapak kısmında sıvı damlaların yoÄŸunlaÅŸtığı gözleniyordu. Buradan esinlenerek damıtma balonu ve imbik geliÅŸtirildi. M.S. 4. yy’da Synesius ve özellikle de Zosimos, iki ayrı kaptan oluÅŸmuÅŸ damıtma aygıtları kullandılar: damıtma kabı ve külah kısmı. Bu ikisinden daha sonra boynuzlu imbik (retorte) geliÅŸtirildi.Kolay uçucu maddelerin damıtılmasında, buharın soÄŸutulması gerektiÄŸi anlaşılmıştı, yoksa buhar yoÄŸunlaÅŸmadan sistemden uzaklaşıp gidiyordu. Zamanla hali laboratuarlarda kullanılan su soÄŸutmalı damıtıcılar geliÅŸtirilmiÅŸtir.Damıtma yada süblimleÅŸtirme için kullanılan ilk kaplar topraktan yapılmıştı. Ancak 13. yy’dan sonra, geliÅŸmiÅŸ cam kaplar yaygınlaÅŸtı.Toprak kaplar kolayca gözenekli duruma geliyordu. Oysa cam kaplar dayanıklıydı. Ayrıca metal kaplar da kullanılıyordu ancak bunların çeÅŸitli biçimlerde kirlenme ve zehirlenmelere yol açtığı bilinmiyordu. Aynı amaçla tahta kaplar da kullanılıyordu ve bunların içine konan sıvılar, kızdırılmış metal çubukların daldırılması ile ısıtılıyordu.
TÜRKİYEDE CAM TARİHİ
Türkiye’deki geleneksel cam ürün yapımı Selçuk ve Osmanlı dönemleri olarak ele alınabilir.
Selçuklu’ların doÄŸudan Anadolu’ya yeni göç ettikleri dönemden kalma bazı Selçuklu cam ürünlerinin varlıkları bilinmektedir. Selçuklu ve Artuklular döneminin bazı parçaları bugün müze koleksiyonlarında yer almaktadır. Bunlar tamamen mimari dekorasyon ya da el yapımı ürünlerdir.
Osmanlı dönemi sırasında, bu dönemden kalan parçalardan da görülebileceÄŸi gibi cam sanatı oldukça ilerlemiÅŸtir. Cam endüstrisi özellikle İstanbul’un fethinden sonra bu ÅŸehirde oldukça geliÅŸmiÅŸtir, Osmanlı döneminin lonca sistemi son derece iyi ÅŸekilde organize olmuÅŸtur. Her bir zanaatkar ve meslek grubu zanaatine ait ham madde temininden malzeme iÅŸleniÅŸine, bitmiÅŸ ürünün ÅŸekli ve satış koÅŸullarına kadar her konu ile ilgilenen bir sistem geliÅŸmiÅŸtir. Sistem, ticaret ve zanaat üzerinde katı, disiplinli ve detaylı kurallardan oluÅŸmuÅŸtur.
Geleneksel cam endüstrisi en iyi örneklerinden birçoÄŸunu 17-18. yüzyıllarda ortaya koymuÅŸtur ancak bu dönemden elimizde çok az doküman kalmıştır. İstanbul EÄŸrikapı’da, Tekfur Sarayı ve EÄŸrikapı arasında yer almış bir cam yapım merkezinin olduÄŸunu biliyoruz. III. Murat adına yapılmış bir minyatür o döneme ait bazı önemli belgeleri göstermektedir. Bu eser, bir cam yapımcıları kafilesini resimlemekte ve işçilerin hep beraber yanan bir ocağın çevresinde vazolar biçimlendirirken çalışan bir atölyeyi göstermesi açısından çok önemlidir. III. Murat’ın hakimiyetinde loncaların geçiÅŸ töreninde özel olarak inÅŸa edilen bu atölyede kullanılan temel aletlere yakından baktığımızda, geleneksel teknikleri kullanan çaÄŸdaÅŸ atölyelerin de temelde benzer aletleri kullandığı görülmektedir.
Kanıtlar Osmanlı cam endüstrisinin İstanbul merkezli geliştiğini göstermektedir. Kaynaklar, dönemin başkentindeki Eğrikapı, Eyüp, Balat, Ayvansaray, Bakırköy, Beykoz, Paşabahçe, Çubuklu ve İncirköy mevkilerinde çok farklı çeşitlerde cam üretimi yapan cam atölyelerinin bulunduğunu göstermektedir.
Bu cam yapım merkezlerinde üretilen cam ürünler dışında, ayrıca baÅŸta farklı pazarların zevkine uygun olarak üretim yapılan, 13. yüzyılın en büyük cam ihracat merkezi Venedik olmak üzere çeÅŸitli ülkelerden cam ithalatı da yapılmıştır. O dönemde Venedik’te bir Türk ticarethanesi de bulunmaktaydı. Venedik’te özellikle Türk pazarı için üretilen camın ithalatı 1716′da dönemin padiÅŸahı tarafından yasaklanmıştır ancak 1700′lerden itibaren baÅŸka bir merkezden, Bohemya’dan cam ithalatı devam etmiÅŸtir.
Ayrıca I. Mahmut döneminde Fransa’dan cam ustaları getirtildiÄŸi, Mehmet Dede ismindeki bir Mevlevi DerviÅŸi’nin III. Selim döneminde cam yapım tekniklerini öğrenmek üzere İtalya’ya gönderildiÄŸi bilinmektedir. SöylenildiÄŸi üzere, söz konusu Mevlevi usta Beykoz, İstanbul’da bir atölye açmıştır ve çalışmaları arasında en popüleri ÇeÅŸm-i Bülbül olmuÅŸtur. 1899′da Saul Modiano adındaki bir Yahudi Levanten tarafından bugün eski PaÅŸabahçe cam fabrikasının bulunduÄŸu yerde ‘Fabbrica Vetrami di D. Modiano, Constantinople’ etiketli ürünler üreten, 1902 yılı itibariyle 500 kiÅŸiye iÅŸ imkanı saÄŸlayan bir atölye kurulmuÅŸtur.
Cumhuriyet’in kuruluÅŸu ile Türk cam endüstrisi yepyeni bir yön kazanmış ve 17 Åžubat 1934′te diÄŸer cam atölyelerine çok yakın bir yerde, PaÅŸbahçe’de, BoÄŸaz’ın yamaçlarında, meclis onayıyla ilk ulusal fabrika kurulmuÅŸtur. Türkiye İş Bankası tarafından “Türkiye ÅžiÅŸe ve Cam Fabrikaları A. Åž” adı ile kurulan bu fabrikayı çeÅŸitli tarzlarda cam üretimi yapan birçok baÅŸka ÅŸirket takip etmiÅŸtir.
Paşabahçe, özellikle kuruluş yıllarında ülkenin her yerinden çok sayıda cam ustasını bir araya toplamış ve Türk cam tarihi için önemli bir cam yapım merkezi haline gelmiştir. Bu dönemin en önemli cam işçileri arasında, özellikle serbest şekil verilmiş ürünleri ile tanınan (baba) Yusuf Görmüş yer almaktadır.
Geleneksel Türk cam ürünü, ÇeÅŸm-i Bülbül ya da Venedik biçimi ile üretilen Türk filigranosu, Beykoz iÅŸi olarak da bilinir. Benzer yüksek kaliteli ürünler halen Venedik’te Murano’da üretilmektedir. Geleneksel ÇeÅŸm-i Bülbül dışında, Türk cam sanatının daha çok uygulamalı ya da dekoratif ürünler için uygun form ve tarzları benimsediÄŸi görülmekte, seramik sanatından edinilmiÅŸ birçok formun özellikle baskın olduÄŸu bilinmektedir.

CAM’IN YAPISI

Ekim 19th, 2009

Birçok sayıdaki kimyasal madde (boraks, soda gibi) sıvı camda, camın sertleÅŸmesi gibi çeÅŸitli özelliklerin cama katılması için kullanılır. Belli bir karakterdeki camın oluÅŸumu camın soÄŸutulma hızına baÄŸlıdır ve atomlar arası yada atom grupları arasındaki karışık baÄŸ yapılarına (Kovalent ve iyonik baÄŸlar) ihtiyaç duyar. Bireysel atomlar ‘kristal kafes’ diye bilinen düzenli 3 boyutlu diziler meydana getirdiÄŸinde, kristaller oluÅŸur. Fakat cam, sıvı haldeyken soÄŸumaya baÅŸladığında, rasgele bir aÄŸ oluÅŸturur. Camın oluÅŸumunda yer alan asıl parçalara, bu durumda aÄŸ oluÅŸturucuları diyebiliriz. iyonlar bu ağın bazı bölgelerine sızarak, aÄŸ yapısını yeniden düzenlerler ve böylece camın iyonlara baÄŸlı olan özellikleri ortaya çıkar. iyonlara aÄŸ düzenleyicileri denmesinin sebebi budur.Camın kimyasal dayanıklılığı, diÄŸer bilinen malzemelerden çok daha fazla ve geniÅŸ bir yelpazededir. Ayrıca mekanik dayanırlığını da kurÅŸun geçirmez camların varlığı kanıtlar. KurÅŸun geçirmez camların yapısında polikarbonat vardır ve camın bir santimetre kalınlıkta olması kurÅŸun geçirmemesi için yeterlidir.   sanat

CAM’IN KEÅžFİ

Ekim 19th, 2009

İnsanoğlu volkanik cam veya obsidyen diye anılan doğal camı çok eski zamanlarda keşfetmiş ve bu doğal madeni işleyerek, bıçak, ok ucu, silah süsleme aracı ve mücevher olarak kullanmıştır.

Suni camın ilk olarak nasıl üretildiÄŸine dair hiçbir kanıt olmamasına raÄŸmen, Romalı bir tarihçi olan Pliny, camı ilk olarak Finikeli denizcilerin bulduÄŸuna iÅŸaret eder. Hikayeye göre denizciler, Suriye’nin Prolemais bölgesindeki sahilde bir kamp kurarlar ve ateÅŸ yakarak kaplarını, aynı zamanda yükleri olan soda blokları üzerine koyarlar. Ertesi gün uyandıklarında, ateÅŸin sıcaklığından dolayı kum ve sodanın camı oluÅŸturduÄŸunu görürler. Camın ilk olarak Mısırlılar ve Finikeliler tarafından İ.Ö. 2. yüzyılda üretildiÄŸi söylense de, Mezopotamya’da bulunan ilk cam örneklerinin tarihi, İ.Ö. 3. yüzyıla dayanmaktadır. Cam eski zamanlarda çoÄŸu kez kralların himayesinde ve krala baÄŸlı olarak faaliyet gösteren atölyelerde veya zengin müşterilerin gereksinimlerini karşılamak amacıyla üretilmiÅŸtir. Bununla beraber, ilk günden beri deÄŸerli taÅŸlara ve insan eliyle yapılmış madeni eÅŸyalara alternatif olarak üretilmiÅŸ ve kullanılmıştır. Roma Dönemi’nden itibaren, hemen hemen tüm cam eÅŸyaların üretiminde taÅŸ, maden ve seramik eÅŸyalar taklit edilmiÅŸtir.

CAM

Ekim 19th, 2009

Cam kelimesinin tozu geçmiÅŸte cam yapımında kullanılan, latince adı “glastum” olan bir orman çiçeÄŸinin adından türediÄŸi tahminleri yaygındır. DiÄŸer bir yaklaşım ise “cam” teriminin ingilizce (galcede) “glas sun” kelimesinden, bu kelimenin söz konusu lisanlardaki anlamı olan “kehribar” dan geldiÄŸidir.

Cam dokunulduğunda sert ve katı bir malzemedir. Gevreksi bir yapısı vardır, sert bir yüzeyle aniden karşılaştığında kırılmaya meyillidir. Buna rağmen kimya terminolojisinde sıvı olarak tanımlanmaktadır. Yani sıvıları taşımak için tasarlanmış vazoların çoğu aslında sıvının kendi formudur. Cam sertleşmek için soğutulduğunda bu temel nitelikleri taşımaktadır ancak, ısıtıldığında nitelikleri tamamen değişir. Süneklik derecesine kadar yumuşamaya başlar ve eğer yeterli derecede ısıtılırsa su gibi akıcı olur.

Portrenin Çizim Formatları

Ekim 19th, 2009

Baş portesinde, tam yandan (profilden) çizimler 45° lik açıyla ½ oranında yapılan yarım yandan (demi profil) çizimler, tam karşıdan-önden (fastan) yapılan çizimler olmak üzere üç şekilde ele alınır. Ancak başın aşağı, yukarı olmak üzere birçok halde resmedilmesi olağandır. Ayrıca, fastan ile demi profil arasında ¾ oranında (yüzün 4/3 ünün resmedilmesi) Turvakardan (Trois-Quart) çizimlerde vardır.
ÇİZİM 5
Canlı modelden çizimlerde, modele olan uzaklık;
baş çizimlerinde 1,5 m
yarım boy bel portresinde 1,80
tam boy portrelerde 2 – 4 m olması standart ölçülerdir.

Ne var ki, uygulamada esneklik ressamın tavrına bağlıdır. Perspektif kısalmalarla birlikte bu ölçütler gözümüzün görme açısı (görme konisi) içinde yer almasını sağlamak, gözlemimiz içinde konumuza (modelimiz) olan konsantrasyonumuzun dağılmasını engellemek içindir. Örneğin, tam boy portresinde 2 m den yakın bir mesafeden bakacak olursak, başımızı bir yukarı kaldırıp modelin yüzüne, bir eğerek modelin ayaklarına çevirirsek vücudu bir tek bakışla tümünün göremeyeceğimizden çizimi gerçekleştiremeyeceğiz. Standartların dışında uzak mesafelerden detayları algılayamayız.

Mesafe (modele olan uzaklık) gibi çizim ebatları da yine çizimin net olarak elde edilebilmesi açısından standart boyutlar önerilmiştir.
Baş ya da yarım boyda 30,5cm x 48cm
Tam boyda 48cm x 61cm

Kara kalem ve renkli kalemle çizimler dışında yağlı boya çizimlerde de standart tuval ölçüleri kullanılır. Yine, sanatçıların kendine özgü (kurgulama açısından) standart dışı ölçülerde yüzeylere çalıştıkları bilinmektedir.

Kanon olarak saptanan başa oranla vücudun çizimindeki oranlar göz önüne alınarak;
Baş çiziminde 12 cm – 15 cm
Yarım boy portresin de 10 cm – 12 cm
Tam boy portresinde 7cm – 9 cm alındığında ( kaldı ki bu ölçüler boya resimde sınır kabul edilir) 48cm x 61cm kağıt ölçülerinde tam boy portresini ancak; 7 cm – 9 cm lik ölçüsünde yerleştirebiliriz.
O halde bunu şöyle örneklersek; 1/7 baş oranıyla boy portresi çizersek, başı 7,5 cm aldığımızda 7,5 . 7 = 52,5 cm yapar.
52,5 cm boy oranıyla 48cm x 61cm lik kağıda (yüzeye) yerleştirebiliriz. Bu oranlamada kağıdı tamamına yakın doldurduğunu görüyoruz. Daha büyük ebatlardaki yüzey üzerinde 52,5 cm lik figür, yüzeyden geriye doğru uzaklaşan konumda ( oylum perspektif) yerleştirildiğinde, etkisi farklı olacaktır.

Tüm resim türleri içinde yapılması en zor olan, portre resimleridir. Profesyonel ve usta ressamların kendi teknikleri (üslup – biçem) doğrultusunda, ele aldıkları konuları arasında kendi portrelerini de çizdiklerini unutmayınız.

Baş Çiziminde Yön

Ekim 19th, 2009

Baş, boyun ekseninde değişik yön ve açılarda hareket etme kabiliyetine sahiptir. Ancak tam geriye başımızı çevirmemiz olanaksızdır.
Resmetmede daha önce değindiğimiz psikofizyolojik unsurların geçerli olması, poz ve duruşların bakış noktasına göre düzenlenmesidir. Bu, bir bakıma portrenin belirlenmiş alan içinde yerleştirilmesiyle ilgilidir. Resme bakış odağının tespiti ve kompozisyon, resmedilen modelin durağan (statik) ya da hareketli (dinamik) pozuyla doğru orantılıdır.
Baş ve gövde aynı yönde, örneğin; tam karşıdan (fastan) konumlandığında hareketsizdir. Canlı etki yapmaz. Yine baş ve gövde, her ikisinin tam yandan resmedilmesi de hareketsiz etkisi yapar. Ancak baş ve omuzlara farklı yönlerde poz verildiğinde hatta başı hafif aşağı ya da yukarı eğdiğimizde hareketli ve psişik etkisi, farklı bir duruş kazanmış olacaktır. Bel portresinde kolları tutuş şekli de canlı etkiyi oluşturur. Bu, boy portresi için de aynıdır.
Usta ressamlar, profesyonel sanatçılar konuları gereği figürleri her yönde resmedebilirler. Portre geleneğinde, Ingres’in öğretileri doğrultusunda, baş ve vücut çizimlerinde, başı; tam karşıdan alabileceğimiz gibi farklı açılarda ve yönlerdeki pozlarla çalışıyor olmasının bir ayrıcalığı yoktur. Yinelersek; pozun seçimi, modellerimizin karakteristik özelliğiyle örtüşüyor olması, aynı zamanda estetik açıdan önemini ortaya koyar. Başın, gövdenin ve kolların konumuyla hareketi tamamlayan, plastik etkileri öne çıkaran durumlara dikkat etmeliyiz. Gözlerin bakış yönü izleyicide olabildiği gibi duruşa göre farklı yönlere de bakabilmeli. Bu nedenle, asıl çalışmalarımıza geçmeden önce eskiz çizimler yapmalıyız. Eskizlerin, bir düşüncenin tespiti, ilk izlenimlerin aktarımı, anın yakalanması olduğunu unutmayalım.
Portre çizimlerinde, önden(fastan) ve yarı yandan (demi profil) çalışmalar daha çok tercih edilmektedir. Nedeni; konu edilen kişinin kendisi olduğundan (model olan kişi) yüzünün ön planda olması ağır basmaktadır. Grup portrelerde, anlatım gereği figürlerin aldığı konuma göre bakış yönleri de farklı olacağından, kimi figürlerin yüzlerini karşıdan, kimilerini yandan hatta arkadan resmedebiliriz. Yapıtın odağını oluşturan, görsel merkezinde figürlerin yüzlerini fastan resmetmek şartı da yoktur. Ancak etki arttırıcı olarak çalışılması kabul edilebilir.
Model tam önden görülüyorsa, baş merkeze yerleştirilmelidir. Model hafif yandan ( demi profil) görülüyorsa baş, görsel merkezin biraz dışında olmalı. Yüzün dönük olduğu boşluk daha fazla olmalı, başın arkasında daha az boşluk bırakılmalıdır. Modelin tam yandan (profilden) çiziminde, baş biraz daha ortadan olmalı, yandan bakan gözler merkeze yakın alınmalıdır.
Bel portesinde; vücudun pozuna göre başa karşısından bakılsa, merkezin dışında kompoze edilmeli. Estetik açıdan başı önden resmediyorsak, vücudu yandan görüntülemekte yarar vardır.
Dikkat edilmesi gereken bir başka nokta; perspektif kısalmaların fazla abartılmadan verilmesidir. Örneğin; yarım dönmüş modelin, arkada kalan kolunu bir masaya ya da başka bir yere dayanmasıyla geride olacağından, daha küçükmüş gibi görülse de (fotoğraf çekimlerinde bu, abartılı olarak çıkar.) bunu normale yakın resmedeceğiz. Bu abartılı çizimler, mizahi etki yaratmakta; ancak çizgi romanlarda etki gücünü arttırmak için ve illüstrasyonlarda kullanılmaktadır.