1. Hunlar Devrinde Sanat
Milâttan önce I. binde kuzey Çin’de görülen ve Çin kaynaklarında Hiyung-Nu adı ile tanınan Asya Hunları umumiyetle tarih sahnesinde ilk rol oynayan Türkler olarak kabul edilmektedir. Milâttan sonra dördüncü yüzyılda Avrupa’da görülen Hunlar bunların bir devamı olup, Attila (434-453) idaresinde ManÅŸ kıyılarına kadar hemen hemen bütün Avrupa’ya hâkim olmuÅŸlardır.
Asya Hunları hakkında ilk tarihi kaynak M.Ö. 318 yılında Hunlar’ la Çinliler araÂsında yapılan bir anlaÅŸmayı gösterir. Bu tarihten sonra Hunlar, Orhun ve Tola neÂhirleri bölgesi merkez olmak üzere Huang Ho nehri büyük dirseÄŸinin iki tarafına yayılmışlardır. Bu zamandan baÅŸlayarak Çinliler Türkler’e karşı korunmak için Çin ÅŸeddini örmeye koyulup doksan yıl sonra M.Ö. 214 de tamamlamışlardır.
M.Ö. 209-174 arasında büyük baÅŸbuÄŸ Mo-tun Hunlar’ ın idaresini eline almıştı. Babası Tu-man’ ın Hun dilinde imparator manasına gelen Tan-Hu veya Åžan-Yu ün- vanı onun eski bir Türk hükümdar sülâlesinden geldiÄŸini gösterir. M.Ö. birinci yüzÂyıl ortalarında Çinliler’ in entrikaları yüzünden Hun imparatorluÄŸu ikiye bölünmüş, bunlardan bir kısmı Çi-Çi idaresinde TalaÅŸ ve Çu bölgesine yerleÅŸmiÅŸlerdir ki AvruÂpa Hunları’nın bunlardan geldiÄŸi tahmin edilmektedir. DiÄŸer bir kısım Hunlar yakın doÄŸuda Eftalitler’ le karışarak Ak Hunlar adı ile Kafkaslar’ dan kuzey Hindistan’a kaÂdar uzanan bir imparatorluk kurmuÅŸlar, Çin’de kalan Hunlar ise dördüncü yüzyıl ortalarına kadar hâkimiyetlerini devam ettirmiÅŸlerdir. Eftalitler veya Ak Hunlar TürkÂçe konuÅŸuyorlardı. Çin kaynaklarında kalan Hsiung-Nu kelime ve cümleleri de Altay dillerine ve Türkçeye baÄŸlanır. Güney Sibirya’da Altay DaÄŸları eteklerinde Pazırık’ da Rus arkeologu Rudenko tarafından açılan M.Ö. IV. ve III. yüzyıldan kalma kurganlarda Hunlar’ a ait birçok eÅŸya ile buzlar içinde bozulmayan insan ve hayvan ölüleri bulunmuÅŸtur. Leningrad Ermitage Müzesi’nde saklanan bu eserler araÂsında halı, kumaÅŸ, renkli keçe aplike örtüler gibi, hayvan kavgaları ve insan figürleÂri ile süslü çok zengin tekstil iÅŸleri yanında atlı araba, çeÅŸitli eÅŸya vardır. Ölü ile beÂraber atlar da gömülüyordu. Atlardan bazıları geyik ve ren maskeleri taşıyorlardı. İkinci kurgandaki mumyalanmış ölünün vücudu dövmelerle kaplı idi. Tamamiyle hayali hayvan figürlerinden ibaret olan bu dövmeler sırtta, kollarda ve saÄŸ alt bacakta saÄŸlam olarak kalmıştır.
Bu kurganlardan çıkan halı ve tekstil iÅŸlerinin Hun sanatı bakımından ayrı bir ehemmiyeti vardır. Bunlardan bazılarında AhameniÅŸ sanatı tesirleri açıkça görülÂmekle beraber keçe üzerine ince ve renkli deriler yapıştırmak suretiyle süslenen bir grup tekstil iÅŸleri tamamiyle orijinal Hun uslûbunu belli etmektedir. Bunlar, eyer örtüleri (belleme) olarak yapılmıştır.
Böyle keçeden bir belleme üzerinde renkli derilerden kesilerek yapıştırılmış parçalarla bir daÄŸ keçesine sardıran kartal grifonu gösteren bir hayvan kavgası canlandırılmıştır. Çok realist ve ölüme yaklaÅŸan keçinin ürpertmelerini bütün kuvvetiyle aksettiren sahne simetrik olarak arka arkaya iki defa tekrarlanmıştır. Bu Hun sanatı için çok karakteristik bir üslûbu göstermektedir. Selenga nehrinin Baykal gölüne aktığı yerin yakınında Noin Ula bölgesinde, üç grup halinde 212 kurgan vardır. Açılan kurganlarda etrafı kalın küÂtüklerle çevrili, aÄŸaç direkler üzerine çatısı olan, beÅŸ metre uzunlukta üç metre kaÂdar geniÅŸ, bir buçuk metre kadar yüksek bir dış kısımla bunun içinde üç metreden biraz daha uzun ve aynı nisbette geniÅŸliÄŸi, yüksekliÄŸi olan aÄŸaç direkli mezarda çok iyi bir işçilik gösteren tahtadan bir tabut bulunuyordu. Ölü, itinalı bir ÅŸekilde giydirilmiÅŸti. Mezar odasının etrafı, tavan ve yer ipek, keçe ve yün örtülerle kaplı idi. Bu örtülerden birçoÄŸu ile hayvan figürleriyle iÅŸlenmiÅŸ gümüş levhalar, eyer taÂkımları, üç ayaklı masalar, çeÅŸitli aÄŸaç eÅŸya, silindirik ayaklı kulplu tunç kazanlar, yerli keramik, renkli cam boncuklar, çatal gibi kullanılan çubuklar, Çin iÅŸi aynalar, araba tekerlekleri, mücevherler, saç örgüleri, elbiseler gibi Hunlar’ a ait-birçok eÅŸÂya, bu kurganlardan çıkarılarak Leningrad Ermitage Müzesi’ne mal edilmiÅŸtir. BuÂlunan eserler arasınÂda lâke bir kâsenin kitabesinde üç ustaÂnın adı ile Åžahlin saÂrayı için M.S. 13 yılıÂnın 5 Eylül günü yapıldığı yazılıdır. Büyük bir keçe örtü üzerinde Pazırık’ takı benzerleri gibi, ince, renkli derilerden keÂsilmiÅŸ parçalarla diÂÄŸer bir hayvan kavÂgası canlandırılmıştır. BuÂrada, kanatlı arslana benzer bir grifon arÂkadan bir geyiÄŸe saldırmaktadır. Burada kompozisyon daha ÅŸematik ve üslûplaÅŸmış olÂmakla beraber, can çekiÅŸen geyiÄŸin çok realist bir görüşle ifade edildiÄŸi görülÂmektedir. Yün kuÂmaÅŸ üzerine iÅŸleme olarak yapılmış diÂÄŸer bir örtüde, siyah beyaz kaplan çizgiÂleriyle üstte ve altta kaplan başı ve penÂçeleri iÅŸlenerek, seÂrilmiÅŸ bir kaplan postu etkisi uyandıÂrılmak istenmiÅŸtir. Duvardaki örtülerden biri yün üzerine iÅŸlenmiÅŸ olaÂrak su bitkileri araÂsında kaplumbaÄŸaÂlar ve balıklardan ibaret bir kompozisyon gösteriyor. DiÄŸer bir iÅŸlemeli yün örtü de su içinde kuÅŸlar ve balıklarla buna yakın bir dekor gösteriyor. Altıncı kurÂganda bulunan bir iÅŸleme, kıvrak atları ile Hun süravilerini canlandırmaktadır. Yirmi ikinci kurganda duvara asılı ve büyük bir ustalıkla yapılmış yün iÅŸlemede çok canlı, kuvvetli bir portre hususiyeti olan bıyıklı iki insan başı bilhassa dikkati çekmektedir. Bunlar daha sonra Göktürkler ve Uy- gurlar’da göreceÄŸiÂmiz portre sanatının öncüleri olarak görüÂlebilir.