Selenga Nehri’nin doğu kıyısında Göktürkler’e bağlı olarak yaşayan Uygurlar 745′de Göktürkler’in yerine geçerek Uygur devletini kurmuşlardır. Kurucusu Alp Kutlug Bilge Kağan’dır. Merkezleri Ötügen yaylasında Karabalgasun şehridir. Ondan sonra gelen Mayunçur adına bugünkü Moğolistan’ın kuzeyinde Şine-Usu köyü kıyısında bir kitâbe dikilmiştir. Bu uzun kitabede Uygur devletinin kuruluşu, genişlemesi, kendisi ve babası Kutlug Bilge’nin zaferleri yazılıdır. Uygurlar’da en çok sevilen din Budizm’di. 630′da Uygurlar daha bugünkü Moğolistan’ın kuzeyinde yaşarken bile Budizm rağbette idi. Göktürk alfabesi ile Uygurca aynı zamanda Çince ve Soğd’ça olarak yazılmış olan 732 tarihli Karabalgasun kitabesinde imparatorluk devrinde Uygurlar’ın Mani dinine girdiği ve eski dinî tasvirleri yaktığı, 762′de Bögü Kağan’ın bunu devlet dini haline getirdiği belirtilir (Burada Göktürk alfabesi ile yazılan kitâbe silinmiş olduğundan onun pek az kısmı okunabilmektedir. Çince ve Soğdca olanlar daha iyi durumdadır). 840′da başkentleri Karabalgasun, Kırgızlar’ın eline geçtiğinden Uygurlar’ın büyük kısmı tarım bölgesine geçip, Hoço’da yeniden devlet kurmuşlardır. Burada Uygurlar’ın tekrar Budizm’e döndüğü anlaşılıyor. Turfan resimlerinde ve sonraki Uygurca yazmalarda pek az Maniheist metin vardır. Buda dini Uygurlar’da edebiyatı da geliştirmiştir. Sanskritçe, Toharca, Soğdca ve Çince’den metinler tercüme edilmiştir. Tercüme için bir tek orijinal metinle yetinilmeyip, Budizm’in klâsik dillerindeki çeşitli versiyonla karşılaştırılıyordu. Mani dini metinlerini ayni derecede etraflıca ve aynı hâkimiyetle Türkçeleştirmek mümkün olmamıştır. Göktürk yazısından sonra Uygur yazısı kullanılmış, Budist metinler bu yazı ile yazılmıştır. Uygur yazısı iyice geliştirilmiş halde bütün Türk boyları tarafından kullanılmıştır. Moğollar ve ilhanlılar zamanında da aynı yazı kullanılmıştır. Moğollar Uygurlar’a son vermekle beraber onların kuvvetli kültürlerine tâbi olarak, Uygur yazısını almışlar, Uygur kâtipleri ve devlet adamları bütün sivil idareyi ellerine geçirmişlerdir. Moğollar Türkleşmeğe başlamış ve kısa zamanda tamamen Türkleşmişlerdir. Timur’un tüzüğü ve Altınordu Yarlıkları hep Uygur yazısı ile yazılmış, on beşinci yüzyıl sonuna kadar resmî ve devletlerarası yazışmalarda, paralar üzerinde Uygur yazısı devam etmiştir. Uygurlar’ın kitapları kâğıt üzerine yazılıp basılıyordu. Bu, Çin kâğıdından farklıdır. Uygurlar’ın kendi kâğıt imalâtları olduğu bir gerçektir. Yazı âleti kamış kalemdi. Daha ehemmiyetsiz yazılar Çin fırçası ile yazılırdı. Budist metinlere ihtiyaç fazla olduğundan baskı da kullanılırdı. Uygurlar IX. ve X. yüzyıllarda Çinliler’in blok baskı ile çoğaltma tekniğinden farklı bir baskı sanatı bulmuşlar, sert ağaçtan, tek tek, hareketli Uygur harfleri ile kitap basmayı ilk olarak gerçekleştirmişlerdir. Kazılar sonunda torbalar içinde böyle harfler ele geçirilmiştir.
Uygurlar’da pandomim, bale, şan, orkestra ve iptidai şekilde tiyatroda vardı ki, o zaman için Çinliler’e çok tipik ve cazip görünmüştür. Hikâye anlatma sanatı da çok ileri idi. Yazılmış şekillerden anlaşıldığına göre, bunların Türkçe versiyonları dramatik bakımdan Çincelerden çok daha üstündür.