Etiket ‘sanat’

CAM TÜRLERİ

Ekim 19th, 2009

Camlar kimyasal içerikleri bakımından çeşitlilik gösterirler. Camın bileşiminde periyodik tablodaki birçok element bulunabilir; fakat, ticari olarak üretilen çok çeşitteki camlar üç ana gruba ayrılırlar: soda-kireç, kurşun ve borosilikat cam.Soda-kireç camı fiziksel ve kimyasal özelliği bakımından görünür optik ve uygulamaları için çok uygundur. Ayrıca, soda, camın işlenme sıcaklığını düşürdüğü için, maliyeti de azaltır. Sodasız cam saf camdır, saf malzemelerin işlenme sıcaklıkları yüksek olur. O dönemde cam elde etmek için yeterli ateşi yeterli sıcaklığa çıkarmak için odun yada kömür yeterli değildi. Yani soda olmasa idi camın keşfi bin yada iki bin yıl ertelenebilirdi. Anadolu’da sodalı camın kullanılması çok eskilere dayanır. Sümer tabletlerinde sodayanaga deniyordu. ilk dönemlerde, soda elde etmek için, soda oranı çok olan uhulu ağacının (Akad dilinde abanu huli diye geçer, küllerinden yada Van gölünün sodalı suyundan yararlanılıyordu. Renksiz türleri görünür ışığı çok iyi geçirdiği için pencere camlarında Romalılardan beri kullanılırlar. Pencere camları ilk olarak, merkezkaç etkisi yaratılarak döndürülerek yapılıyordu. Daha sonra üfleme tekniğinin keşfi ile cam, şişirilerek silindir haline getirildikten sonra, silindirin yan yüzeyi kesilerek elde edilen pek de düzgün olmayan pencere camı, diğer tekniğin sağladığı boyutlardan daha büyük oluyordu.

Flotal cam dediğimiz cam da sıvı kalay yüzeyinde yüzdürülerek elde ediliyor. Flotal cam tüm diğer camlardan çok daha düzgün bir yüzeye sahiptir.Soda-kireç camının başlıca dezavantajı yüksek ışık genleşme özelliğine sahip olmasıdır; yani ısıtılınca yapısal olarak genişlerler. Silika ısıtılınca fazla genişlemez; fakat sodanın eklenmesi genleşme özelliğini dramatik bir biçimde artırır; genel olarak, soda ne kadar fazlaysa, sıcaklık değişimlerine karşı camın direnci de o kadar düşüktür. Soğuk günlerde ince belli çay bardağınıza sıcak çay doldururken cam üzerinde
ısı şok yarattığınız için bardağınız çatlayabilir.Kalsiyum oksit yerine kurşun oksit ve sodyum oksidin yerine potasyum oksit kullanılması, kurşun camı olarak bilinen cam türünü oluşturur. % 24 PbO içeren camlar, kristal cam diye bilinen cam türünün içinde yer alırlar. Kurşun camı göreceli yumuşak yapısı nedeniyle işlenebilir ve yüksek kırılma indisine sahiptir. Daha fazla kurşun oksit içeren camlar (%65) radyasyon perdeleme camları olarak kullanılabilirler, çünkü kurşunun, bilindiği gibi gama ışınlarını ve değişik formdaki zararlı radyasyonu emebilme yeteneği vardır.Barosilikat camı % 70-80 silika ve %7-13 bar oksitten ve az miktarda alkali (sodyum ve potasyum oksit) ve alüminyum oksitten meydana gelir. Borosilikat camı düşük alkali içeriği ve kimyasal ve ısı şoku dayanıklılığı ile karakterize edilir; bu yüzden, Pyrex diye bildiği cam mutfak malzemelerinde kullanılır.Borosilikat camı suya, asitlere, tuz çözeltilerine, organik maddelere ve halojenlere (klor ve brom) yüksek düzeyde dayanıklılık gösterir.Göreceli olarak alkali çözeltilerine karşı da dayanıklıdır. Sadece hidroflarik asit, yoğun fosforik asit ve güçlü alkalin çözeltileri, yüksek sıcaklıklarda kabın yüzeyinde bozulmaya yol açarlar.Beherler ve dar boyunlu laboratuar şişeleri kimyasal maddelere, ani sıcaklık değişimlerine ve mekanik şoklara karşı dayanıklı olmalıdır.

Ek olarak, şeffaflık, kolayca yumuşama ve şekil verme gibi camın sıradan özeliklerine sahip olmalıdır. Belki de en önemlisi, cam laboratuar malzemesinin üretimi ucuza gelmelidir.Kimya sanayisinin ve sanatının gelişimi açısından damıtma ,işlemi çok önemli yer tutar. Ateşe dayanıklı kaplarda yapılan kaynatma işleminde, kapak kısmında sıvı damlaların yoğunlaştığı gözleniyordu. Buradan esinlenerek damıtma balonu ve imbik geliştirildi. M.S. 4. yy’da Synesius ve özellikle de Zosimos, iki ayrı kaptan oluşmuş damıtma aygıtları kullandılar: damıtma kabı ve külah kısmı. Bu ikisinden daha sonra boynuzlu imbik (retorte) geliştirildi.Kolay uçucu maddelerin damıtılmasında, buharın soğutulması gerektiği anlaşılmıştı, yoksa buhar yoğunlaşmadan sistemden uzaklaşıp gidiyordu. Zamanla hali laboratuarlarda kullanılan su soğutmalı damıtıcılar geliştirilmiştir.Damıtma yada süblimleştirme için kullanılan ilk kaplar topraktan yapılmıştı. Ancak 13. yy’dan sonra, gelişmiş cam kaplar yaygınlaştı.Toprak kaplar kolayca gözenekli duruma geliyordu. Oysa cam kaplar dayanıklıydı. Ayrıca metal kaplar da kullanılıyordu ancak bunların çeşitli biçimlerde kirlenme ve zehirlenmelere yol açtığı bilinmiyordu. Aynı amaçla tahta kaplar da kullanılıyordu ve bunların içine konan sıvılar, kızdırılmış metal çubukların daldırılması ile ısıtılıyordu.
TÜRKİYEDE CAM TARİHİ
Türkiye’deki geleneksel cam ürün yapımı Selçuk ve Osmanlı dönemleri olarak ele alınabilir.
Selçuklu’ların doğudan Anadolu’ya yeni göç ettikleri dönemden kalma bazı Selçuklu cam ürünlerinin varlıkları bilinmektedir. Selçuklu ve Artuklular döneminin bazı parçaları bugün müze koleksiyonlarında yer almaktadır. Bunlar tamamen mimari dekorasyon ya da el yapımı ürünlerdir.
Osmanlı dönemi sırasında, bu dönemden kalan parçalardan da görülebileceği gibi cam sanatı oldukça ilerlemiştir. Cam endüstrisi özellikle İstanbul’un fethinden sonra bu şehirde oldukça gelişmiştir, Osmanlı döneminin lonca sistemi son derece iyi şekilde organize olmuştur. Her bir zanaatkar ve meslek grubu zanaatine ait ham madde temininden malzeme işlenişine, bitmiş ürünün şekli ve satış koşullarına kadar her konu ile ilgilenen bir sistem gelişmiştir. Sistem, ticaret ve zanaat üzerinde katı, disiplinli ve detaylı kurallardan oluşmuştur.
Geleneksel cam endüstrisi en iyi örneklerinden birçoğunu 17-18. yüzyıllarda ortaya koymuştur ancak bu dönemden elimizde çok az doküman kalmıştır. İstanbul Eğrikapı’da, Tekfur Sarayı ve Eğrikapı arasında yer almış bir cam yapım merkezinin olduğunu biliyoruz. III. Murat adına yapılmış bir minyatür o döneme ait bazı önemli belgeleri göstermektedir. Bu eser, bir cam yapımcıları kafilesini resimlemekte ve işçilerin hep beraber yanan bir ocağın çevresinde vazolar biçimlendirirken çalışan bir atölyeyi göstermesi açısından çok önemlidir. III. Murat’ın hakimiyetinde loncaların geçiş töreninde özel olarak inşa edilen bu atölyede kullanılan temel aletlere yakından baktığımızda, geleneksel teknikleri kullanan çağdaş atölyelerin de temelde benzer aletleri kullandığı görülmektedir.
Kanıtlar Osmanlı cam endüstrisinin İstanbul merkezli geliştiğini göstermektedir. Kaynaklar, dönemin başkentindeki Eğrikapı, Eyüp, Balat, Ayvansaray, Bakırköy, Beykoz, Paşabahçe, Çubuklu ve İncirköy mevkilerinde çok farklı çeşitlerde cam üretimi yapan cam atölyelerinin bulunduğunu göstermektedir.
Bu cam yapım merkezlerinde üretilen cam ürünler dışında, ayrıca başta farklı pazarların zevkine uygun olarak üretim yapılan, 13. yüzyılın en büyük cam ihracat merkezi Venedik olmak üzere çeşitli ülkelerden cam ithalatı da yapılmıştır. O dönemde Venedik’te bir Türk ticarethanesi de bulunmaktaydı. Venedik’te özellikle Türk pazarı için üretilen camın ithalatı 1716′da dönemin padişahı tarafından yasaklanmıştır ancak 1700′lerden itibaren başka bir merkezden, Bohemya’dan cam ithalatı devam etmiştir.
Ayrıca I. Mahmut döneminde Fransa’dan cam ustaları getirtildiği, Mehmet Dede ismindeki bir Mevlevi Dervişi’nin III. Selim döneminde cam yapım tekniklerini öğrenmek üzere İtalya’ya gönderildiği bilinmektedir. Söylenildiği üzere, söz konusu Mevlevi usta Beykoz, İstanbul’da bir atölye açmıştır ve çalışmaları arasında en popüleri Çeşm-i Bülbül olmuştur. 1899′da Saul Modiano adındaki bir Yahudi Levanten tarafından bugün eski Paşabahçe cam fabrikasının bulunduğu yerde ‘Fabbrica Vetrami di D. Modiano, Constantinople’ etiketli ürünler üreten, 1902 yılı itibariyle 500 kişiye iş imkanı sağlayan bir atölye kurulmuştur.
Cumhuriyet’in kuruluşu ile Türk cam endüstrisi yepyeni bir yön kazanmış ve 17 Şubat 1934′te diğer cam atölyelerine çok yakın bir yerde, Paşbahçe’de, Boğaz’ın yamaçlarında, meclis onayıyla ilk ulusal fabrika kurulmuştur. Türkiye İş Bankası tarafından “Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları A. Ş” adı ile kurulan bu fabrikayı çeşitli tarzlarda cam üretimi yapan birçok başka şirket takip etmiştir.
Paşabahçe, özellikle kuruluş yıllarında ülkenin her yerinden çok sayıda cam ustasını bir araya toplamış ve Türk cam tarihi için önemli bir cam yapım merkezi haline gelmiştir. Bu dönemin en önemli cam işçileri arasında, özellikle serbest şekil verilmiş ürünleri ile tanınan (baba) Yusuf Görmüş yer almaktadır.
Geleneksel Türk cam ürünü, Çeşm-i Bülbül ya da Venedik biçimi ile üretilen Türk filigranosu, Beykoz işi olarak da bilinir. Benzer yüksek kaliteli ürünler halen Venedik’te Murano’da üretilmektedir. Geleneksel Çeşm-i Bülbül dışında, Türk cam sanatının daha çok uygulamalı ya da dekoratif ürünler için uygun form ve tarzları benimsediği görülmekte, seramik sanatından edinilmiş birçok formun özellikle baskın olduğu bilinmektedir.

CAM’IN YAPISI

Ekim 19th, 2009

Birçok sayıdaki kimyasal madde (boraks, soda gibi) sıvı camda, camın sertleşmesi gibi çeşitli özelliklerin cama katılması için kullanılır. Belli bir karakterdeki camın oluşumu camın soğutulma hızına bağlıdır ve atomlar arası yada atom grupları arasındaki karışık bağ yapılarına (Kovalent ve iyonik bağlar) ihtiyaç duyar. Bireysel atomlar ‘kristal kafes’ diye bilinen düzenli 3 boyutlu diziler meydana getirdiğinde, kristaller oluşur. Fakat cam, sıvı haldeyken soğumaya başladığında, rasgele bir ağ oluşturur. Camın oluşumunda yer alan asıl parçalara, bu durumda ağ oluşturucuları diyebiliriz. iyonlar bu ağın bazı bölgelerine sızarak, ağ yapısını yeniden düzenlerler ve böylece camın iyonlara bağlı olan özellikleri ortaya çıkar. iyonlara ağ düzenleyicileri denmesinin sebebi budur.Camın kimyasal dayanıklılığı, diğer bilinen malzemelerden çok daha fazla ve geniş bir yelpazededir. Ayrıca mekanik dayanırlığını da kurşun geçirmez camların varlığı kanıtlar. Kurşun geçirmez camların yapısında polikarbonat vardır ve camın bir santimetre kalınlıkta olması kurşun geçirmemesi için yeterlidir.   sanat

Portrenin Çizim Formatları

Ekim 19th, 2009

Baş portesinde, tam yandan (profilden) çizimler 45° lik açıyla ½ oranında yapılan yarım yandan (demi profil) çizimler, tam karşıdan-önden (fastan) yapılan çizimler olmak üzere üç şekilde ele alınır. Ancak başın aşağı, yukarı olmak üzere birçok halde resmedilmesi olağandır. Ayrıca, fastan ile demi profil arasında ¾ oranında (yüzün 4/3 ünün resmedilmesi) Turvakardan (Trois-Quart) çizimlerde vardır.
ÇİZİM 5
Canlı modelden çizimlerde, modele olan uzaklık;
baş çizimlerinde 1,5 m
yarım boy bel portresinde 1,80
tam boy portrelerde 2 – 4 m olması standart ölçülerdir.

Ne var ki, uygulamada esneklik ressamın tavrına bağlıdır. Perspektif kısalmalarla birlikte bu ölçütler gözümüzün görme açısı (görme konisi) içinde yer almasını sağlamak, gözlemimiz içinde konumuza (modelimiz) olan konsantrasyonumuzun dağılmasını engellemek içindir. Örneğin, tam boy portresinde 2 m den yakın bir mesafeden bakacak olursak, başımızı bir yukarı kaldırıp modelin yüzüne, bir eğerek modelin ayaklarına çevirirsek vücudu bir tek bakışla tümünün göremeyeceğimizden çizimi gerçekleştiremeyeceğiz. Standartların dışında uzak mesafelerden detayları algılayamayız.

Mesafe (modele olan uzaklık) gibi çizim ebatları da yine çizimin net olarak elde edilebilmesi açısından standart boyutlar önerilmiştir.
Baş ya da yarım boyda 30,5cm x 48cm
Tam boyda 48cm x 61cm

Kara kalem ve renkli kalemle çizimler dışında yağlı boya çizimlerde de standart tuval ölçüleri kullanılır. Yine, sanatçıların kendine özgü (kurgulama açısından) standart dışı ölçülerde yüzeylere çalıştıkları bilinmektedir.

Kanon olarak saptanan başa oranla vücudun çizimindeki oranlar göz önüne alınarak;
Baş çiziminde 12 cm – 15 cm
Yarım boy portresin de 10 cm – 12 cm
Tam boy portresinde 7cm – 9 cm alındığında ( kaldı ki bu ölçüler boya resimde sınır kabul edilir) 48cm x 61cm kağıt ölçülerinde tam boy portresini ancak; 7 cm – 9 cm lik ölçüsünde yerleştirebiliriz.
O halde bunu şöyle örneklersek; 1/7 baş oranıyla boy portresi çizersek, başı 7,5 cm aldığımızda 7,5 . 7 = 52,5 cm yapar.
52,5 cm boy oranıyla 48cm x 61cm lik kağıda (yüzeye) yerleştirebiliriz. Bu oranlamada kağıdı tamamına yakın doldurduğunu görüyoruz. Daha büyük ebatlardaki yüzey üzerinde 52,5 cm lik figür, yüzeyden geriye doğru uzaklaşan konumda ( oylum perspektif) yerleştirildiğinde, etkisi farklı olacaktır.

Tüm resim türleri içinde yapılması en zor olan, portre resimleridir. Profesyonel ve usta ressamların kendi teknikleri (üslup – biçem) doğrultusunda, ele aldıkları konuları arasında kendi portrelerini de çizdiklerini unutmayınız.

Baş Çiziminde Yön

Ekim 19th, 2009

Baş, boyun ekseninde değişik yön ve açılarda hareket etme kabiliyetine sahiptir. Ancak tam geriye başımızı çevirmemiz olanaksızdır.
Resmetmede daha önce değindiğimiz psikofizyolojik unsurların geçerli olması, poz ve duruşların bakış noktasına göre düzenlenmesidir. Bu, bir bakıma portrenin belirlenmiş alan içinde yerleştirilmesiyle ilgilidir. Resme bakış odağının tespiti ve kompozisyon, resmedilen modelin durağan (statik) ya da hareketli (dinamik) pozuyla doğru orantılıdır.
Baş ve gövde aynı yönde, örneğin; tam karşıdan (fastan) konumlandığında hareketsizdir. Canlı etki yapmaz. Yine baş ve gövde, her ikisinin tam yandan resmedilmesi de hareketsiz etkisi yapar. Ancak baş ve omuzlara farklı yönlerde poz verildiğinde hatta başı hafif aşağı ya da yukarı eğdiğimizde hareketli ve psişik etkisi, farklı bir duruş kazanmış olacaktır. Bel portresinde kolları tutuş şekli de canlı etkiyi oluşturur. Bu, boy portresi için de aynıdır.
Usta ressamlar, profesyonel sanatçılar konuları gereği figürleri her yönde resmedebilirler. Portre geleneğinde, Ingres’in öğretileri doğrultusunda, baş ve vücut çizimlerinde, başı; tam karşıdan alabileceğimiz gibi farklı açılarda ve yönlerdeki pozlarla çalışıyor olmasının bir ayrıcalığı yoktur. Yinelersek; pozun seçimi, modellerimizin karakteristik özelliğiyle örtüşüyor olması, aynı zamanda estetik açıdan önemini ortaya koyar. Başın, gövdenin ve kolların konumuyla hareketi tamamlayan, plastik etkileri öne çıkaran durumlara dikkat etmeliyiz. Gözlerin bakış yönü izleyicide olabildiği gibi duruşa göre farklı yönlere de bakabilmeli. Bu nedenle, asıl çalışmalarımıza geçmeden önce eskiz çizimler yapmalıyız. Eskizlerin, bir düşüncenin tespiti, ilk izlenimlerin aktarımı, anın yakalanması olduğunu unutmayalım.
Portre çizimlerinde, önden(fastan) ve yarı yandan (demi profil) çalışmalar daha çok tercih edilmektedir. Nedeni; konu edilen kişinin kendisi olduğundan (model olan kişi) yüzünün ön planda olması ağır basmaktadır. Grup portrelerde, anlatım gereği figürlerin aldığı konuma göre bakış yönleri de farklı olacağından, kimi figürlerin yüzlerini karşıdan, kimilerini yandan hatta arkadan resmedebiliriz. Yapıtın odağını oluşturan, görsel merkezinde figürlerin yüzlerini fastan resmetmek şartı da yoktur. Ancak etki arttırıcı olarak çalışılması kabul edilebilir.
Model tam önden görülüyorsa, baş merkeze yerleştirilmelidir. Model hafif yandan ( demi profil) görülüyorsa baş, görsel merkezin biraz dışında olmalı. Yüzün dönük olduğu boşluk daha fazla olmalı, başın arkasında daha az boşluk bırakılmalıdır. Modelin tam yandan (profilden) çiziminde, baş biraz daha ortadan olmalı, yandan bakan gözler merkeze yakın alınmalıdır.
Bel portesinde; vücudun pozuna göre başa karşısından bakılsa, merkezin dışında kompoze edilmeli. Estetik açıdan başı önden resmediyorsak, vücudu yandan görüntülemekte yarar vardır.
Dikkat edilmesi gereken bir başka nokta; perspektif kısalmaların fazla abartılmadan verilmesidir. Örneğin; yarım dönmüş modelin, arkada kalan kolunu bir masaya ya da başka bir yere dayanmasıyla geride olacağından, daha küçükmüş gibi görülse de (fotoğraf çekimlerinde bu, abartılı olarak çıkar.) bunu normale yakın resmedeceğiz. Bu abartılı çizimler, mizahi etki yaratmakta; ancak çizgi romanlarda etki gücünü arttırmak için ve illüstrasyonlarda kullanılmaktadır.

Benzetme

Ekim 19th, 2009

Naturalist, tasvir sanatının geleneğinde ve akademik çizimlerde benzetme, portreyi resmetmenin ilk koşuludur. Bunun yanısıra çeşitli tiplerdeki karakterlerin poz ve bakış yönleri, farklı açılardan ele alındığında, öznesiyle bütünleştirebilmek, işin zor ve artistik yanıdır. En iyi öğrenme yöntemi, doğal gözlemlerimiz ve usta sanatçıların elinden çıkan yapıtların incelenmesi olacaktır.
Öznesi sorunu, konu içinde figüre yüklenen işlev ve taşıdığı sıfatla ilintili konumudur. Şöyle düşünelim; karşımızda duran figürün arka fonunda bir otomobil ve açılmış ön kaportası, elinde anahtar ya da tornavida olsun. Size göre bu kişi tamircidir. Aynı pozun arka fonuna resim sehpası ve tuval yerleştirelim ve eline de bir palet ve fırça verelim. Şimdi bu kişi ressamdır. Buna bir başka örnek de; fotoğraf sanatçısı John HİLLİARD’ın “Ölümün türleri” adlı fotoğraf dizisidir. Poz; yerde yatan, üstü örtülü cesettir. 1) ceset yol kenarında = ezilmiş. 2) ceset deniz kenarında = boğulmuş. 3) ceset yangın yerinde = yanmış 4) ceset inşaat alanında = düşmüş.  Aynı poz mizansen değiştiğinde bize dört farklı ölüm fikrini çağrıştırmaktadır.
Portrede kusursuz benzetme , iki temel faktöre dayanır;
Fiziksel yapı
psikolojik yapı
Fiziksel yapı ve benzerliği sağlamak için;
a.    başın konstrüksiyonunun bilimsel yolla çizimi
b.    portresi yapılacak kişinin tipik özelliklerinin bilinerek abartılması gerekir.
Bu abartma Antropolojik açıdan kişinin fizik ve karakter yapısının belirgin olarak ifade edilmesiyle bağlantılıdır. Başın ve vücudun bu özelliklerini bilmek, çizim de tam bir ustalığa ulaşmak, benzetmekle birlikte artistik kalitenin (üslup-biçem) varlığında saklıdır.
Psikolojik açıdan ruhsal durumu yansıtmak; yüzdeki ifadeye, davranış ve poza bağlıdır.
Poz, modelin fizyonomisine, karakteristik yüz çizgilerine ve duruşuna göre verdirilir. Ingres; “İyi bir sanatçı, modelinin düşüncelerine nüfus etmelidir.”diyor. Bu nedenle, başın ve vücudun duruşuna, karakteristik yüz çizgilerine dikkatle bakıp, derinliğine incelemek gerekiyor. Ressamların,portresini yapacakları kişilerle önce sohbet etmeleri, kişiye özgü davranışları yakalamak içindir.
Karakteristik yapıyı ve özneyi daha iyi ortaya çıkarmak, ruhsal (psişik) yönden anlatımı güçlendirmek, tüm bu psikofizyolojik yapının tamamlayıcı unsuru olarak ışığa bağlıdır. Aydınlanmanın yönü, konuyu mekan içinde vurgulama, ışığın yoğunluğu, anlatımın temel unsurlarıdır.,
Portre, ışığa göre önden, yandan(profil), yarı yandan (demi profile), arkadan aydınlanmakla, (resmi çizilecek kişinin) çok farklı psişik etkilere sahip olacaktır. En tepeden ve alttan verilen ışığın gözlenmesi, izleyende alışık olmadık tesirler bırakır. Güneş doğarken ve batarken yatay gelir, aydınlanmalar çok romantik ve hüzün vericidir. Yükseldikçe belli açıyla üstten aydınlatır. Öğlen, en tepede, portredeki aydınlanmalar, yüzün konstrüksiyonuna bağlı olarak, kişiyi belki de tanıyamayacağımız yanıltıcı gölgeler oluşturur. Doğal ışığı bu nedenle alttan almıyoruz. Hiç alışık olmadığımız bu aydınlanmayı yapay ışık kaynağı ile oluşturduğumuzda, gölgeler ifadeyi çok itici hale sokar. Ürkütücü izlenimler yaratır. Aynı şekilde karşıdan gelen, figürü siluet halinde ve gölgesini görmemizi sağlayan ışık-aydınlanmada (contre jour) aynı etkiyi yapar. Giderek Sürrealist ( gerçek üstücü ) anlatımlarda kullanılarak, fantastik sinemanın temelini oluşturmuştur. ( korku filmleri)
Işığın engelsiz olarak geldiğinde ve herhangi bir kırılma ve yansıma (refle) olmaksızın meydana gelen aydınlanmalarda (ışığın, böyle ayarlandığını kabul edersek) kontrastlar sert ve kuvvetlidir. Gölgelerde formu algılamak güçleşir (tenebriz). Barok ışık da bu kaynaktan doğar. Formun eridiği sahneler oluşur.
Işığın engellere çarparak kırılıp, sayısız ışığın birçok yüzeyde bilardo topunun açısal kırılmaları benzeri öyle çok ters aydınlanmalar oluşturduğunda, kontrastlar zayıflar, gölgeler yumuşar, gölgelerde de formu algılarız (Rönesans’ın ışığı, Leonardo da Vinci’nin Sufumato’su). Bunu görmek için, kurduğunuz natürmorta gelen ışığın yönü doğrultusunda, ışık konuyu aydınlatıp devam ettiği sırada, konunun arkasına parlak ya da beyaz bir yüzey yerleştirdiğimizde konunun arkasında, gölgelerde de yarı aydınlanmalar (refle-yansıyan ışık) oluştuğunu (kontrastı azalttığını) göreceksiniz.

Yaşa ve Cinsiyete Göre İnsan Başının Çizimi

Ekim 19th, 2009

İnsan başının fizyolojik gelişimi; iki yaş, altı yaş, on iki yaş ve yirmi beş yaş olarak dört evrede değerlendirilir. Yapısal değişimler konstrüksiyonun şekillenmesini tamamlar.
İki yaş ve altı yaş çocuğunun önden ve yandan baş ölçüleri;
Yatayda 4 modül
Düşeyde 3 modül
Yatayda kaş hizası ile burun hizasını belirleyen birimin yarısından alınan çizgi, göz hizasındadır (Erişkinde bu birimin 1/3 ünden alınıyordu.). Alın üstü saç birimi erişkinde olduğu gibi ½ değil 1 tam birim alınır.
ÇİZİM 4
On iki yaşından itibaren 3,5 modül oran olarak alınır. Bu ölçü aynı zamanda erişkin insan modülüdür. Ancak ölçüler aynı olmasına rağmen, başın hacimsel olarak yapısı 12 yaşında normal-erişkin başından biraz daha küçüktür, yüz daha ovaldir, hatlar daha yumuşaktır. Erişkinde yüz hatları daha belirgin ve köşelidir. Alın kemiği ve elmacık kemiği çıkıktır. Erkeklerde saçlar dökülmeye başladığında alın ölçüsünde değişim olmaz; ancak saç bitim yeri değişmiştir. Erkeklerde burun belirgin ve ölçütlerin sınırlarını zorlayan büyüklüktedir. Bu yapısal farklılık, erkeğin iş yapması ve soluklanma ihtiyacı nedeniyle evrimsel formunu oluşturur. Aynı şekilde vücut ölçülerinde kadına göre farklılık, hormonal olarak deri altı yağ tabakasının az olması, tarihsel süreçte fiilen bedensel güç harcamaya dayalı daha kaslı yapıya ulaşmıştır.
İnsan bedenindeki (anatomisinde) önemli bir farklılık da; kadının kalça yapısındaki değişikliktir (Pelvis; kalça ya da leğen kemiği). Bu da, doğum yapabilmek için evrimsel süreçte, kadının kalçalarının geniş olması, doğasının gereğidir.
Yine omuzlarda, erkeklerde 2,5 baş modülü daha geniş, kadınlarda 2 baş modülü olarak daha dardır. Burada baş modülü düşey pozisyonda ve yan yana getirilerek hesaplanır. Erişkin kadının başı, modül olarak erişkin bir insanın başının 2,5 düşey, 3,5 yatay birimine uyan standartına karşın, erkeğin başından hacimce küçüktür. Yüz çevresi de küçüktür ve bu nedenle ağız ve gözler daha iriymiş gibi görünür.
Yaşlı yüzlerde hem yıpranmayla ilintili hem de hücre yenilenmesindeki gerileme, hatlarda daha keskin ve kırışıklıkların daha belirgin olması sonucunu getirir. Erkeğin saçları dökülmeye başlamıştır. Kadında ve erkekte burun, dudak ve kulaklarda etlenme, çene altında (gerdan) sarkmalar olmuştur. Diş kayıpları ağız ve çene yapısında deformasyonlar oluşturmuştur. Belki de bu nedenle yaşlı yüzler, resmetme açısından daha plastik etkiler de yapmaktadır. Örnek; Albrecht Dürer, annesinin portresi, Velazquez’ in portreleri, William Hogarth’ın ve Ingres’in portreleri vb. Bunun yanı sıra bebek ve çocukların baş ve vücut çizimleri de kolay değildir. Yeni doğmuş bebeğin kanonu-ölçüleri, başına oranla 4 modüle bölünmüştür. Yetişkine göre baş, vücudunun diğer bölümlerinden iki kat daha büyüktür. Bacaklar oldukça kısadır. Bebeklik tombulluğu ile kol ve bacaklarda deri katlanmaları pililer bulunur. Bel kıvrımı belirgin değildir ve karın şişmandır. İki yaşında, yeni doğmuş bebekle aynı özelliklere sahip olsa da, başa oranla 5 modüle, altı yaşında da 6 modüle ulaşır. Boy uzamaya, bel incelmeye başlar. Göğüsler ve meme uçları erişkin özelliği göstermeye başlamıştır. On iki yaşında, artık 7 modüle ulaşmıştır. Giderek yetişkine benzemektedir.

sanat , sanatçı

Başın Kutulanması

Ekim 19th, 2009

ÇİZİM 1
Başın konstrüksiyonu; kafatasını oluşturan kemiklerin yapısı ve sistemi ile parçaların ilişkisine dayanır. Portre ile ilgili bilgilerimizde farklı karakterlere rağmen yine de standart bir baş ve boy oranlarından bahsedebiliyoruz. Bu oranlara karşın, kişiden kişiye değişen ANTROPOLOJİK özellikler de plastik açıdan bizi ilgilendirir. İnsanı farklı fiziki ve karakter yapısıyla ele alan Antropometri, insan vücudunun ya da bir bölümünün ölçülerini ve orantılarını inceler. Dolayısıyla, insan resmi çizimiyle doğrudan ilgilidir. Her şeyden önce vücudun (anatomi) genel kanonlarla belirlenen, başla ilintilenen (modül) boy oranlarına rağmen, birbirlerinden farklı yapısal özelliklere sahip olduğunu gösterir. Buna göre anatomik olarak insan ölçülerinin, oranlarının, çizimde kişiden kişiye farklı tasvirlerinin olacağıdır.
Morfoloji (biçim bilim) ve anatomiyi tamamlayan bir bilim olan Antropometri de; ırk, cins, yaş açısından binlerce insan vücudunun, orantılarının araştırılmasını sağlamış, dünden bugüne sanatçıların kullandıkları ölçüleri de karşılaştırarak, orantılarına rağmen, pek de aynı olmayan rakamlar elde edilmiştir. Van LONG adlı bilim adamı, 1 milyon insanın ölçümlerini yaptığında elde ettiği sonuç; ortalama 300 binin boyu 165 cm, 400 binin boyu ortalama 175 cm, diğer 300 binin ise 175 cm nin üstünde olduğunu ve başın yüksekliğinin de 21,5 cm ile 24 cm arasında değiştiğini, ortalamasının da 22,5 cm olduğunu tespit etmiştir.
Bu farklılıklara rağmen, insanın standart yapısal ölçülerini (oran) bilmemiz gerekiyor. Aynı şekilde başın ölçülerini de.
Düşeyde = 2,5                                 Yatayda = 3,5 ÇİZİM 2

1         ½         1

KANON VE BAŞIN KONSTRÜKSİYONU

Ekim 19th, 2009

Portre ve figür çalışmalarında belirlenmiş oranlar – nispet (Ar. nisbet) ölçütler antikiteden günümüze kadar ulaşmıştır. Polykleitos, insan vücudunun ideal orantılarını inceleyerek Canon adlı bilimsel eserini hazırlamıştır. (Kanon; ölçüler bilimi.)
Kanon; modül adı verilen bir ölçü biriminden yararlanılarak insan vücudunun oranlarını ve boyutlarını saptayan ölçü sistemidir. Modül; matematiksel olarak, bir araya geldiğinde bütünü oluşturan parçalara denir.
Antikiteden bu yana sanatçılar orantılarla ilgilenmişler ve belli sayısal değerler ortaya koymuşlardır. Antik dönemde modül olarak, insan başı oran alınmıştır. Buradaki modül, bütünün parçasından çok, insan başının birim olarak ele alınmasıyla, kaç baş yüksekliğiyle boy oranının tespitindeki birim olarak kabul edilir. Bu orantıya başın yapısı ve başın parçaları da dahildir (kaş, göz, burun, kulak, ağız vs.). Eski Mısır Uygarlığı’nda oran, insan figüründe, elin orta parmağının uzunluğunun 19 katı insan boyu olarak kabul edilmiştir.
İnsan başının fizyolojik yapısını, konstrüksiyonu olarak kabul ediyoruz ve değerlendiriyoruz.
Erişkin kadın, erkek ve çocuk (gelişim sürecinde) baş ölçüleri aynı değildir, baş konstrüksiyonu da aynı şekilde farklılık gösterir. Başın önden (fastan) ve yandan (profil) görünüşünü ele aldığımızda, baş modülünün yüksekliğini 3. ½   ye bölerek, başın ve yüzün oranlarını elde ederiz. 1) Burun ile çene arası. 2) İki kaş ve hizası ile burun delikleri arası (bir burun boyu). Aynı zamanda bu bölüm kulak boyudur. 3) Saç çizgisiyle kaşların hizası, alın bölümü. 4) ½ lik bölüm saç çizgisi ve saça aittir. Ancak kadın ve erkekteki saç uzunluğu ½ lik oranı bozar gibi görünse de yüzdeki oranları etkilemez. Başın konstrüksiyonunda saç yüksekliği hariç tutulur.
Karşıdan bakıldığında baş modülünün genişliği 2. ½ birimdir. Dolayısıyla baş 3. ½ yükseklik ve 2. ½ genişlikle bir dikdörtgen prizma meydana getirir. Ancak önden (fastan) yükseklik 3. ½ , yandan da (profil) yükseklik 3. ½ dir. Önden genişlik 2. ½ , yandan genişlik ise 3. ½ dir. Profilden kare alan içerisinde kalır.
Önden genişliği, solda 1 birim, sağdan 1 birim aldığımızda ½ birimi ortaya alırız. Bu ½ lik birimin ortasından düşey konumda ikiye böldüğümüzde, orta ekseni elde ederiz. Yine önden ½ birimi üstten yatay hatla çizip, diğer 3 birimi de yatay olarak çenenin alt kenarına kadar çizip böldüğümüzde yüzün orantı alanlarını çıkarmış oluruz. Karşıdan bakıldığında ½ lik bölüm, bir göz genişliğini verir. Sol ve sağdaki birimleri de ikiye ayırdığımızda, önden başın genişliği, 5 göz genişliğini verir. İki göz arası bir göz genişliği, kulaklarla gözlerin arası da karşıdan bir göz genişliğidir. İki göz arası genişlik burun deliklerinin genişliğine eştir.
Düşey konumda, birim olarak ½ lik saç ve 1 birimlik olarak; alnı, burnu, ağzı ve çeneyi aksın üzerinde simetrik olarak er aldığını görürüz. Yatay hatlarda, kulak ve burnun aynı birimde, hizalı olarak konumlandığını kavramış oluruz.
Yatay olarak yüzün altındaki 1. birimi ikiye böldüğümüzde, burun arasında kalan yarısında dudaklar yer alır. Alt yarısı da çeneyi oluşturur. Alt dudağımızın bitim yeri bölen (ikiye ayıran) çizginin üzerine temas eder.
Aşağıdan yukarıya 2. burun birimini 3 parçaya ayırdığımızda, kaş hizası ile temas eden 1/3 lük parçada gözler yer alır.
3. ½  birimi profilden yerleştirdiğimizde, yataylarda yüzün karşıdan bölümlemelerinin hizasında ve devamındadır. Yandan yüzün (başın) bakış yönü başlangıç alındığında, sırasıyla ilk 3 birim, sonra ½ lik birim yer alır. ½ lik birim, başın arkasına, art kafaya aittir. Yandan bakış yönü birimini de 3 parçaya ayırırsak; ilk 1/3 te, burun ve bitim yeri dudak hizası, ikinci 1/3 lük kısmında dudakların başlangıç hizası ve gözün başlangıç noktası olan göz bebekleri yer alır. Üçüncü 1/3 lük kısımda ise, göz bebekleri ve kaşın bitim noktası ile nihayetlenir.
Kaşın bitim yeri ile kulakların başlangıcı 2 birimi verir. Bu iki birim de, düşeyde sırasıyla saçlar, şakak ve çenenin avutları yer alır. Düşeyde yer alan 3 parçada; yukarıdan aşağıya, yan kafa, kulak ve boyun bulunur. Kulak, burnun hizasındaki birimde ve yatay kesimde yer aldığı birimin ilk birinci yarısına dahildir.
İnsan başını, böyle düşey ve yatay dilimlerle gösteren kafese kutulama denir. Bu, başın geometrisini anlamada ve çiziminde bize yardımcı olmaktadır.

PORTRE

Ekim 19th, 2009

Orta Çağ’da yeniden üretmek anlamına gelen PROTRABO sözcüğünden gelmektedir.
Bir kimsenin özellikle baş ve yüzün yapısını (konstrüksiyon) belli ölçüler dahilinde anatomisini ve kişinin karakterini, ifadesel duruşunu verebilen resimlere denir.
***Portre Çeşitleri***
1-    Baş Portresi;  yalnız baş ele alındığında, boyun ve omuzlara kadar (omuzlar da kimi kez girer) olan çalışmalara denir.
2-    Bel Portresi ( Yarım Boy Portresi); portre ayakta ise kalçaya kadar, oturuyorsa (çoğunlukla) diz kapağından aşağısı hariç, kalça ve basenlerin kadrajda yer aldığı çizimlere (desen ya da boya resimde v.b.) denir.
3-    Boy Portresi; tüm vücudun; ayakta ya da oturur şekilde resmedilmesine denir.
4-    Grup Portresi; birden çok insan figürünün yer aldığı kompozisyonlara denir.
Sanatçıların kendi baş ve vücutlarını resmetmelerine ise Otoportre denir.
Resim sanatında portre olarak dilimize yerleşen terim, heykel (yontu) sanatında büst olarak adlandırılır.ölü ya da sağ, gerçek ya da düşsel, bir kişinin bireysel özelliklerini betimleyen figürlerdir portreler.
Figür; Fransızca bir kelime olup (Fr. Figure) yüz, çehre surat şekli, biçimi anlamına gelir. Türkçe’mizde figür, yalnız resim ve heykelde kullanılır. İnsan resmi karşılığında geçerli terimdir. Ancak; bir tablodaki figürler demek, o tablodaki insan ve hayvan betimlemeleridir. Osmanlıca’da tüm canlılar suret olarak adlandırılır. Dolayısıyla yinelersek, bu insan resmi bir şahsı benzetmek üzere yapılıyorsa buna portre denir. Tüm yönüyle resmetmektir.

SANATIN TÜRLERİ

Ekim 19th, 2009

Klasik tanımlamalara göre sanat türlerini şöyle sıralayabiliriz:
Müzik
Edebiyat
Tiyatro
Dans
Heykel-Resim
Mimarlık
Sinema

Çağdaş yaklaşıma göre ise sanat yapıtlarını şu dört temel tür içine sokabiliriz.
Ses sanatı: Müzik
Söz sanatı: Edebiyat, heykel, mimari gibi
Karma biçimler: Tiyatro, dans gibi

Bir yapıtı girdiği tür içinde değerlendirmek,değerlendirebilmek bu işlemi yapanın sanat anlayışını da ortaya koyacaktır. Bir yapıtta neler aradığı, neler bulduğu, onun, sanat nedir sorusuna verdiği cevap olacaktır. Bu cevap ise, bir değerlendirmeyi, doğru değerlendirmeyi kaçınılmaz kılmaktadır.
SANATIN DEĞERLENDİRİLMESİNDE ÖLÇÜTLER
Değerlendirme iki anlamda ele alınabilir. İlki bir sanat yapıtının tek başına, kendi içinde değerlendirilmesidir. Bir sanat yapıtıyla teke tek ilişkide bulunan alıcı, kendi bilgisine, kendi kültürüne göre bu yapıtı ya bir sanat eseri diye kabul ya da reddedecektir. Kabul ettiği zaman da, ne kadar sanat eseri olduğunu yargılayacaktır.
İlk aşamada, yani o yapıtın sanat eseri olup olmadığına karar vermede, genel olarak, şu ölçütlerden birini, bir kaçını ya da tümünü aynı anda kullanabilecektir.

ganyan