<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sanat Evi &#187; sanat</title>
	<atom:link href="http://www.sanatevi.com/etiket/sanat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sanatevi.com</link>
	<description>Sanata dair her şey, çok yakında bu adreste...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Nov 2009 22:58:10 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>Uygurlar’ da  Resim Sanatı</title>
		<link>http://www.sanatevi.com/sanat.uygurlar%e2%80%99-da-resim-sanati.html</link>
		<comments>http://www.sanatevi.com/sanat.uygurlar%e2%80%99-da-resim-sanati.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 22:58:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[duvar resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[mabet]]></category>
		<category><![CDATA[minyatür]]></category>
		<category><![CDATA[PORTRE]]></category>
		<category><![CDATA[resim sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar’ da  Resim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatevi.com/?p=142</guid>
		<description><![CDATA[Eski Türk resim sanatı Budizm, Maniheism ve İslâmlık devri olarak üç din çer­çevesi içindeki eserleri içine alır: Böylece sekizinci yüzyıldan dokuzuncu yüzyıl so­nuna kadar bin yıldan fazla bir zamana yayılmaktadır, Eski Türk resminin asıl tem­silcileri, sanata çok istidatlı olan Uygur Türkleri&#8217;dir.
Eski Uygur şehirleri harâbelerinde bulunan sekiz ve dokuzuncu yüzyıllardan kalma Budist ve Maniheist duvar resimleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eski Türk resim sanatı Budizm, Maniheism ve İslâmlık devri olarak üç din çer­çevesi içindeki eserleri içine alır: Böylece sekizinci yüzyıldan dokuzuncu yüzyıl so­nuna kadar bin yıldan fazla bir zamana yayılmaktadır, Eski Türk resminin asıl tem­silcileri, sanata çok istidatlı olan Uygur Türkleri&#8217;dir.</p>
<p>Eski Uygur şehirleri harâbelerinde bulunan sekiz ve dokuzuncu yüzyıllardan kalma Budist ve Maniheist duvar resimleri ile minyatürler Türk resminin bugüne ka­dar bilinen en eski örnekleridir. Bunlarda râhipler, vakıf yapanlar, müzisyenler tasvir edilmektedir. Kompozisyon sıralama halinde ve si­metrik bir düzene göredir. Koyu mavi ve kırmızının çok olduğu parlak renkler kulla­nılmıştır.</p>
<p>Hükümdârlar ve asiller, Mani dinini kabul ediyorlarsa da halk Buda dinine bağlı kalıyordu. Az sayıda Nasturi hıristiyan vardı. Uygurlar&#8217;ın Budist resim sanatının en mühim âbidesi Murtuk civarında Bezeklik&#8217;de bulunan mâbettir.</p>
<p>Resimlerde görülen, ellerde taşınan çiçeklerin bir çeşit kâğıt hamurundan iri plâstik adak eşyası olduğu Von le Coq&#8217;un araştırmalarından anlaşılmıştır. Bunlar­dan sağlam olarak kalmış olanlar mâbet kalıntılarında bulunmuştur.</p>
<p>İnsan yüzüne ferdî bir hususiyet vermek, yani portre yapmak sanatı, ilk defa 750&#8242;den sonra Türk duvar resimlerinde başlamıştır. O zamana kadar insan vücu­dunun diğer kısımları gibi yüz de şemalara göre çiziliyor ve resmin altına adı yazı­larak ayırt ediliyordu. Fresklerde resimlerini yaptırmak isteyen kimseler tasvir edili­yor, böylece çeşitli insan grupları Hint ve Çin râhipler, Toharlar, İranlılar görülüyordu. Uygurlar kendilerinden farklı insanlar ürerinde dikkatlerini toplayarak bunları tiplere ayırdılar ve tabii kendilerini de daha belirli olarak görmeğe başladı­lar. Bu durum onlara portre sanatı yaratmak ve geliştirmek imkânını kazandırdı.</p>
<p>Portre benzerliği, aynı kıyafet ve duruşta yan yana sıralanmış râhip resimlerinde açıkça bellidir. Bunların yüzleri çeşitli insanları gösteriyor. Diğer resimlerde kendini belli eden bu portre sanatı ferdî düşünce ye şuur bakımından çok mühim bir ilerle­meyi gösterir. Portre sanatının doğmasında eski geleneklerin de rolü olmuştur. Göktürkler&#8217;de ve Uygurlar&#8217;da eskiden Bengü ve Mengü adı verilen hatıra taşlarına ölen kahramanın adı, ünvanı ve memuriyeti ile yaşı yazılarak onlar ebedileştirilirdi. Bunun için onun yaşının herhangi bir değiştirmeye imkân vermeyecek şekilde be­lirtilmesi gerekiyordu. Uygurlar&#8217;da bu fikir sonradan tesirini göstermiş olmalıdır. Bezeklik fresklerinde Uygur prensleri çok realist olarak resmedilmiştir. Sorçuk&#8217;da kadın ve erkek vakıfçıları tasvir eden bir freskte figürler hep portre hususiyeti gös­teriyor. Hoço&#8217;da dört nala koşan bir at freski de yeni realizm için iyi bir misal olarak görülebilir.</p>
<p>Uygurlar zamanından kalan minyatürler Maniheist kitaplardan sayfalardır. Bun­lar kısmen dinî kısmen dünyevî sahneleri canlandırırlar. Bunlardan başka büyük resimli sayfalar ve sancaklar kalmıştır ki, bunlar Mani mâbetlerinde saklanır ve âyinlerde kullanılırdı. Bu Uygur minyatürleri ilerde göreceğimiz gibi, İslâm minyatü­rünün kaynağı olmuştur.</p>
<p>Uygurlar, tipleri ayırmak, tarihlendirmek ve portre resimlerini yaratmaktan baş­ka ilâh tasvirleri de yaparak her iki bakımdan Çin resmi üzerinde tesirli olmuşlardır. Bunlardan başka Uygur ressamları dokuzuncu yüzyılda yeni bir üslûp geliştirmiş­lerdir. Birçok küçük sahnelerle bir veya birkaç hikâyeden ibaret Tohar resimlerin­den farklı olarak Uygurlar, büyük ve sade kompozisyonları seviyorlardı. Renk ola­rak koyu lacivert ve  açık yeşil yerine kızıl kahverengi tercih olunuyordu.</p>
<p>Uygurlar&#8217;da bu şekilde gelişmiş olan sanat gittikçe kuvvetlenerek devam etmiş, Uygur devleti dağılınca bu kabiliyetli Türkler&#8217;in parlak mirası yeni hakimiyet kuran Moğollar&#8217;la Batı&#8217;ya ye İslâm dünyasına geçmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sanatevi.com/sanat.uygurlar%e2%80%99-da-resim-sanati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uygurlar’ da  Heykel Sanatı</title>
		<link>http://www.sanatevi.com/sanat.uygurlar%e2%80%99-da-heykel-sanati.html</link>
		<comments>http://www.sanatevi.com/sanat.uygurlar%e2%80%99-da-heykel-sanati.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 22:53:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[heykel sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar' da heykel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatevi.com/?p=139</guid>
		<description><![CDATA[Hint, Yunan ve Çin sanatı etki­leriyle bir Buda heykel sanatı ge­lişmiş bulunuyordu. Fakat Uygur­lar o zamana kadar görülmemiş realist ve yeni bir heykel sanatı meydana getirmişlerdir. Bunun başlangıcı Göktürkler&#8217;deki balbal heykellerine dayanmaktadır. Kızıl&#8217;da bulunan diz çökmüş halde, omzunda yük taşıyan 47 cm. boyunda alçı heykel sekiz ve do­kuzuncu yüzyıl heykel sanatı için karakteristiktir. Cilt, beyaz, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hint, Yunan ve Çin sanatı etki­leriyle bir Buda heykel sanatı ge­lişmiş bulunuyordu. Fakat Uygur­lar o zamana kadar görülmemiş realist ve yeni bir heykel sanatı meydana getirmişlerdir. Bunun başlangıcı Göktürkler&#8217;deki balbal heykellerine dayanmaktadır. Kızıl&#8217;da bulunan diz çökmüş halde, omzunda yük taşıyan 47 cm. boyunda alçı heykel sekiz ve do­kuzuncu yüzyıl heykel sanatı için karakteristiktir. Cilt, beyaz, es­mer, saçlar veya başlık siyah renktedir. Sorçuk&#8217;da bulunan ka­lıplarda alçıya alınmış iki hayvan heykeli daha ilgi çekicidir. Bun­lardan 27 cm. boyunda ve bir at başını canlandıran kuvvetle üslûplanmış heykelde yele ve perçemler çok olgun çizgilerle belirtilmiş olup, hemen hemen demona benzer bir ifade taşımaktadır. Burada Hunlar&#8217;a kadar uzanan eski Türk hayvan üslûbunun bir devamı görülmek­tedir. 38 cm. boyundaki ikinci heykel bir fil başını canlandırmak­ta olup, daha fazla üslûplanmış grotesk bir ifade taşımaktadır. Fil görmemiş biri tarafından yapılmış olduğu anlaşılıyor. Buna benzer, kuvvetle üslûplanmış Fil başı tasvirleri Kuça&#8217;daki duvar resimlerinde görülür. At, deve, keçi gibi bölgede bol bulunan diğer hayvan­ların başları, şaşılacak bir doğrulukla resmedilmiştir.</p>
<p>Sekiz ve dokuzuncu yüzyılda yapılmış olan Uygur heykellerinin başka yerde benzerlerini bulmak hemen hemen imkânsızdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sanatevi.com/sanat.uygurlar%e2%80%99-da-heykel-sanati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uygurlar’ da  Mimarlık Sanatı</title>
		<link>http://www.sanatevi.com/sanat.uygurlar%e2%80%99-da-mimarlik-sanati.html</link>
		<comments>http://www.sanatevi.com/sanat.uygurlar%e2%80%99-da-mimarlik-sanati.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 21:47:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[fresk]]></category>
		<category><![CDATA[kubbe]]></category>
		<category><![CDATA[niş]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Üçgenleri]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar' da mimarlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatevi.com/?p=136</guid>
		<description><![CDATA[Maniheist mabetler, kubbe ve köşe tromplariyle İran âteşgâhları biçiminde ya­pılıyordu. Hoço&#8217;da bir saray harabesinde tonozlu ve kubbeli kısımlar görülür. Duvarlar, yontulmamış taşlardan harçla örülmüştür. Sirkip&#8217;de kule bi­çimde bir yapı nişler içersinde Buda figürleriyle bir Hint stupasından başka bir şey değildir. Buda ve Mani dinleri gibi Hint ve İran mimarî şekilleri de yan yanadır. Hoço yakınında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Maniheist mabetler, kubbe ve köşe tromplariyle İran âteşgâhları biçiminde ya­pılıyordu. Hoço&#8217;da bir saray harabesinde tonozlu ve kubbeli kısımlar görülür. Duvarlar, yontulmamış taşlardan harçla örülmüştür. Sirkip&#8217;de kule bi­çimde bir yapı nişler içersinde Buda figürleriyle bir Hint stupasından başka bir şey değildir. Buda ve Mani dinleri gibi Hint ve İran mimarî şekilleri de yan yanadır. Hoço yakınında bulunan kubbeli yapılar mezar anıtlarıdır. Kubbe İran&#8217;dan gelmiş olabilir, fakat bu zamanlarda İran&#8217;da mezar yapısı yoktur. Zerdüşt dininde ölülerin gömülmesi düşünülemiyeceğinden mezar fikri doğmamış­tır. Uygurlar bu kuleli mezar yapılariyle ilk türbeleri meydana getirmiş oluyorlar. Komul civarında lli-Köl&#8217;de, mâbet olması gerekli diğer bir kubbeli yapıda tromp yeri­ne köşeye ilk defa bir üçgen konulmuştur ki, bu İran&#8217;da bilinmeyen bir şeydir. Halbuki, Türk Üçgenleri sonra Selçuklu ve Osmanlı mimarisinde ehemmiyetli bir rol oynamıştır.</p>
<p>Uygurlar umumiyetle iki kanatlı kapı ile açılan ve küçük bir evcik şeklinde giriş yeri olan, yarı yükseklikte duvarla çevrili evlerde oturuyorlardı. Evler yarım metre yüksek bir tuğla. Duvar üzerinde yükseliyor, uzun kenarın ortasında bir merdiven yukarı götürüyordu. Asıl ev çok defa tek katlı, duvarlar masif örgülü, pencereler ilk zamanlarda yuvarlak kemerli, sonraları dört köşeli idi. Bayramlarda evin dört köşe­sine dışarıdan kızıl-kahverengi perdeler konuluyor, bunlar duvar köşelerinde topla­nıp, düğümleniyordu. Çin evlerini andıran ağır, kiremitli, dik sırtlı çatının iki ucu bir kuş (belki föniks, ateş kuşu) biçiminde nihayetleniyordu. Çin&#8217;de, bu ejder başıdır. Dik sırtın ortasında Çin&#8217;deki gibi çok defa alev şeklinde inciden bir nazarlık yükse­liyordu. Çatı süslü ve kırmızı renkli idi, fakat Çin&#8217;deki gibi ağır dekorlarla yüklenmemişti. Bir üst kat yapılırsa, bu, çok defa hafif korkuluklarla pavyon biçiminde olu­yordu. Çevre duvarları ile ev arasında ağaçlarla bahçe, binek ve yük hayvanları için yer bulunuyordu. Doğu Türkistan, eski Uygur ülkesinde kayalara oyulmuş bin­lerce mâbet vardır. Bunların duvarları ve tavanı fresklerle süslü İdi. Fresklerden ço­ğu Alman Turfan araştırıcıları tarafından sökülerek Berlin Etnoğrafya Müzesi&#8217;nde duvarlara yerleştirilmişti. Son harpte bunların büyük bir kısmı yok olmuş, fakat ki­taplarda resimleri kalmıştır. Fresklerin konusu esas itibariyle Budizm&#8217;dir. Buda M.Ö. 560 yıllarında Hindistan&#8217;da yeni dinini yaymıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sanatevi.com/sanat.uygurlar%e2%80%99-da-mimarlik-sanati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>3. Uygur Sanatı</title>
		<link>http://www.sanatevi.com/sanat.3-uygur-sanati.html</link>
		<comments>http://www.sanatevi.com/sanat.3-uygur-sanati.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 21:39:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Uygur sanatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatevi.com/?p=133</guid>
		<description><![CDATA[Selenga Nehri&#8217;nin doğu kıyısında Göktürkler&#8217;e bağlı olarak yaşayan Uygurlar 745&#8242;de Göktürkler&#8217;in yerine geçerek Uygur devletini kurmuşlardır. Kurucusu Alp Kutlug Bilge Kağan&#8217;dır. Merkezleri Ötügen yaylasında Karabalgasun şehridir. On­dan sonra gelen Mayunçur adına bugünkü Moğolistan&#8217;ın kuzeyinde Şine-Usu kö­yü kıyısında bir kitâbe dikilmiştir. Bu uzun kitabede Uygur devletinin kuruluşu, ge­nişlemesi, kendisi ve babası Kutlug Bilge&#8217;nin zaferleri yazılıdır. Uygurlar&#8217;da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Selenga Nehri&#8217;nin doğu kıyısında Göktürkler&#8217;e bağlı olarak yaşayan Uygurlar 745&#8242;de Göktürkler&#8217;in yerine geçerek Uygur devletini kurmuşlardır. Kurucusu Alp Kutlug Bilge Kağan&#8217;dır. Merkezleri Ötügen yaylasında Karabalgasun şehridir. On­dan sonra gelen Mayunçur adına bugünkü Moğolistan&#8217;ın kuzeyinde Şine-Usu kö­yü kıyısında bir kitâbe dikilmiştir. Bu uzun kitabede Uygur devletinin kuruluşu, ge­nişlemesi, kendisi ve babası Kutlug Bilge&#8217;nin zaferleri yazılıdır. Uygurlar&#8217;da en çok sevilen din Budizm&#8217;di. 630&#8242;da Uygurlar daha bugünkü Moğolistan&#8217;ın kuzeyinde ya­şarken bile Budizm rağbette idi. Göktürk alfabesi ile Uygurca aynı zamanda Çince ve Soğd&#8217;ça olarak yazılmış olan 732 tarihli Karabalgasun kitabesinde imparatorluk devrinde Uygurlar&#8217;ın Mani dinine girdiği ve eski dinî tasvirleri yaktığı, 762&#8242;de Bögü Kağan&#8217;ın bunu devlet dini haline getirdiği belirtilir (Burada Göktürk alfabesi ile ya­zılan kitâbe silinmiş olduğundan onun pek az kısmı okunabilmektedir. Çince ve Soğdca olanlar daha iyi durumdadır). 840&#8242;da başkentleri Karabalgasun, Kırgızlar&#8217;ın eline geçtiğinden Uygurlar&#8217;ın büyük kısmı tarım bölgesine geçip, Hoço&#8217;da ye­niden devlet kurmuşlardır. Burada Uygurlar&#8217;ın tekrar Budizm&#8217;e döndüğü anlaşılı­yor. Turfan resimlerinde ve sonraki Uygurca yazmalarda pek az Maniheist metin vardır. Buda dini Uygurlar&#8217;da edebiyatı da geliştirmiştir. Sanskritçe, Toharca, Soğdca ve Çince&#8217;den metinler tercüme edilmiştir. Tercüme için bir tek orijinal me­tinle yetinilmeyip, Budizm&#8217;in klâsik dillerindeki çeşitli versiyonla karşılaştırılıyordu. Mani dini metinlerini ayni derecede etraflıca ve aynı hâkimiyetle Türkçeleştirmek mümkün olmamıştır. Göktürk yazısından sonra Uygur yazısı kullanılmış, Budist me­tinler bu yazı ile yazılmıştır. Uygur yazısı iyice geliştirilmiş halde bütün Türk boyları tarafından kullanılmıştır. Moğollar ve ilhanlılar zamanında da aynı yazı kullanılmıştır. Moğollar Uygurlar&#8217;a son vermekle beraber onların kuvvetli kültürlerine tâbi olarak, Uygur yazısını almışlar, Uygur kâtipleri ve devlet adamları bütün sivil idareyi elleri­ne geçirmişlerdir. Moğollar Türkleşmeğe başlamış ve kısa zamanda tamamen Türkleşmişlerdir. Timur&#8217;un tüzüğü ve Altınordu Yarlıkları hep Uygur yazısı ile yazıl­mış, on beşinci yüzyıl sonuna kadar resmî ve devletlerarası yazışmalarda, paralar üzerinde Uygur yazısı devam etmiştir. Uygurlar&#8217;ın kitapları kâğıt üzerine yazılıp ba­sılıyordu. Bu, Çin kâğıdından farklıdır. Uygurlar&#8217;ın kendi kâğıt imalâtları olduğu bir gerçektir. Yazı âleti kamış kalemdi. Daha ehemmiyetsiz yazılar Çin fırçası ile yazılır­dı. Budist metinlere ihtiyaç fazla olduğundan baskı da kullanılırdı. Uygurlar IX. ve X. yüzyıllarda Çinliler&#8217;in blok baskı ile çoğaltma tekniğinden farklı bir baskı sanatı bulmuşlar, sert ağaçtan, tek tek, hareketli Uygur harfleri ile kitap basmayı ilk olarak gerçekleştirmişlerdir. Kazılar sonunda torbalar içinde böyle harfler ele geçirilmiştir.</p>
<p>Uygurlar&#8217;da pandomim, bale, şan, orkestra ve iptidai şekilde tiyatroda vardı ki, o zaman için Çinliler&#8217;e çok tipik ve cazip görünmüştür. Hikâye anlatma sanatı da çok ileri idi. Yazılmış şekillerden anlaşıldığına göre, bunların Türkçe versiyonları dramatik bakımdan Çincelerden çok daha üstündür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sanatevi.com/sanat.3-uygur-sanati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göktürkler Devri Sanatı</title>
		<link>http://www.sanatevi.com/sanat.gokturkler-devri-sanati.html</link>
		<comments>http://www.sanatevi.com/sanat.gokturkler-devri-sanati.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Nov 2009 18:33:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Göktürk sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatevi.com/?p=128</guid>
		<description><![CDATA[Altıncı yüzyıl ortalarında Orhun Nehri batısındaki yayla bölgesinde (Ötügen&#8217;de) kurulup, Mançurya&#8217;dan Karadeniz sahillerine kadar uzanan büyük Türk imparatorluğu devlet ve millet olarak Türk adını kullanan ilk büyük siyasî kuruluştur. Çin kaynakları Göktürk- ler&#8217;in Asya Hunları soyundan geldiğini açıkça belirtir. Göktürk imparatorluğu bu zamanda  Hakan unvanını alan Bu- min ve. kardeşi istemi ile 552&#8242;de kurulmuş, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Altıncı yüzyıl ortalarında Orhun Nehri batısındaki yayla bölgesinde (Ötügen&#8217;de) kurulup, Mançurya&#8217;dan Karadeniz sahillerine kadar uzanan büyük Türk imparatorluğu devlet ve millet olarak Türk adını kullanan ilk büyük siyasî kuruluştur. Çin kaynakları Göktürk- ler&#8217;in Asya Hunları soyundan geldiğini açıkça belirtir. Göktürk imparatorluğu bu zamanda  Hakan unvanını alan Bu- min ve. kardeşi istemi ile 552&#8242;de kurulmuş, Mukan Hakan zamanında (553-572) en parlak devrini yaşamıştır. Bütün Orta Asya&#8217;nın Türkleşmesi için, bu ilk adım olmuştur. Kurulduğu zamandan itibaren idarî bakımdan doğu ve batı olarak ikiye bölünen imparatorluk 630 yıllarında Çin nüfuzu altına girmiş ve 682&#8242;de llteriş (Kutluk) Hakan&#8217;ın büyük devlet adamı Tonyukuk ile birlikte siyasî mücadeleleri sonunda doğu kısmı yeniden hakimiyetini elde etmiştir. Kapağan Hakan zamanında (692-716) Orta Asya&#8217;da bütün Türkler bir devlet halinde birleştirilmiş ondan sonra gelen Bilge Hakan ve Kardeşi Kültigin Göktürk devletinin en tanınmış şahsiyetleri olmuştur. Orhun vadisinde bulunan dikilitaş kitabeler onlar zamanından kalmadır. Bu abideler Türk dilinin bugün bile fazla zorluk çekmeden anlaşılan en eski yazılı ve edebî metinleri, aynı zamanda Türk tarihinin taşa yazılmış en eski kaynakları olarak zamanımıza gelmiş hazineleridir. Bunlarda kullanılan yazı da en eski Türk alfabesidir. Yenisei bölgesinde bunların altı ve yedinci yüzyıllardan kalma daha eski öncüleri vardır.</p>
<p>Orhun kitabelerinden birincisi Bilge Kağan&#8217;ın 720&#8242;de öldüğü sanılan ihtiyar veziri büyük devlet adamı Tonyukuk&#8217;un hizmetlerini belirtmek üzere onun adına dikil- niştir. Bu kitabeyi Tonyu- kuk kendisi yazmıştır. Bilge Kağan&#8217;ın tahta çıkmasında kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Külti- gin&#8217;in büyük gayreti olmuş, onun yardımı ile ordusuna derleyip düşmanlarını yenmişti. Buna karşılık Bilge Kağan kardeşini ordularının kumandanı yapmış, ölümünden bir yıl sonra da 732&#8242;de bir kitâbe taşı diktirip, büyük bir mezar anıtı yaptırarak Kültigin&#8217;in adını ebedileştirmiştir. Ne yazık ki, kısa zaman sonra hâin bir veziri tarafından zehirlenen Bilge Kağan da 734&#8242;de ölmüş, bir yıl sonra onun adına da bir kitâbe dikilmiştir. Bunlar yarı tarihi mezar kitâbeleridir.<br />
Orhun kitâbelerinin en mühimleri olan Kültigin ile Bilge Kağan yazıtlarının ¦ metinlerini yazan ve yaptı- % ran, onların kızkardeşleri- î nin oğlu, prens Yuluğ Tigin olmuştur ki, Türk edebiyatında onun ayrı bir yeri vardır. Son zamanlara kadar Bilge Kağan ile küçük kardeşi Kültigin&#8217;in de burada gömülü oldukları kabul ve tahmin ediliyordu. 1958 yılında Çekoslovak Arkeoloji Enstitüsü adına Lumir Jisl başkanlığında Orhun vadisinde yapılan-araştırma ve kazılar sonunda büyük Türk kahramanı Kültigin&#8217;in mezar anıtından kalan kısımlar ve heykeller meydana çıkarılmıştır&#8221;. Anıt önce soyulup sonra insafsızca tahrip edilmiş olduğundan heykeller parçalanmış ve çoğu kaybolmuş halde bulunmuştur. İkiye bölünmüş olarak Kültigin&#8217;in başı ile hanımına ait heykelin oturmuş halde gövdesi ve kırılmış başının burun, ağız ve çene kısmı bulunmuştur. Kültigin heykelinde baş tam cepheden yumuşak konturlarla işlenmiş, büyük kahramanın çehre hatları kuvvetli bir ifade ile kavranmıştır (Res. 8). Başındaki tacın ön tarafında relief halinde kanatlarını açmış bir kartal arması göze çarpıyor. Daha Hunlar zamanında tanınan ve sevilen kartal arması, kulaklı ve boynuzlu kartal şeklinde gösterilerek büyük bir kudret sembolü olarak ifade ediliyordu.</p>
<p>Aslında Kültigin ile hanımı yanyana oturmuş olarak canladırılmıştı&#8217;. Fakat, hey- varda onun savaşlarının canlan- dırıldığı yazılıdır. Tang sülâlesi kroniğinde . bunun için altı sanatçının da gönderildiği kaydedilmektedir. Mermer heykellerde Çinli sanatçılar çalışmış olabilir. Fakat balbalların Göktürk heykel sanatının karakteristik ve bir dereceye kadar portre hususiyeti<br />
Büyük Türk Kahramanı Kül-Tigin&#8217;in 1958&#8242;de bulunmuş başı taşıyan eserleri Oİ- (Moğolistan, Ulan-Bator Müzesi&#8217;nde)	duğunu ileri Sürmek yerinde olur. Göktürkler zamanından kalan sayısız balbalların çoğu zamanla parçalanmış veya kaybolmuştur. Eski Türkler taş heykelleri ve kitâbeleri boyuyortardı. Khoitu Tamir büyük blokunun büyük kitabeleri kırmızı ve siyah olarak boyanmıştır. Zhamtzarano&#8217;da keşfedilip halen Ulan Batur Merkez Millî Müzesi&#8217;nde teşhire konan balbal, bu bakımdan mühimdir. Bunun gözleri, burnu, bıyıkları, ağzı ve kulakları kahverengi ve sarı renkle belirtilmiştir. Fakat, bunlar sonradan da olabilir.</p>
<p><strong>Göktürk sanatı</strong> bugüne kadar, hemen hiç denecek kadar az incelendiği ve bu konuda yayın olmadığı için birçok bakımdan herhangi bir fikir edinmek zordur. Göktürkler&#8217;in dini şa- manlık idi. Kültigin mezar anıtında bulunan heykeller Göktürkler&#8217;in kıyafetleri bakımından paha biçilmez bir kaynaktır. Bunlar Orta Asya&#8217;da bugün de Türkler&#8217;in giydiği kıyafete çok uygundur. Parçalar halinde kakmali kemerler bilhassa dikkati çeker. Kemerlerin arkasına bir bıçak takılıdır. Gündelik eşyanın içine konulduğu küçük torbalar da kemerlere asılmıştır.<br />
Dil ve edebiyat bakımından bir  Küi-Tigin adına dikilmiş balballardan biri derece ileri ve zengin eserler vermiş (Ulan-Bator Müzesi)	olan Göktürkler&#8217;in sanatları da aynı<br />
derecede gelişmiş, fakat birçok soygun ve tahripler yüzünden pek az şey zamanımıza kalabilmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sanatevi.com/sanat.gokturkler-devri-sanati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslamiyetten Önce Türk Sanatı</title>
		<link>http://www.sanatevi.com/sanat.islamiyetten-once-turk-sanati.html</link>
		<comments>http://www.sanatevi.com/sanat.islamiyetten-once-turk-sanati.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 22:15:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eserler]]></category>
		<category><![CDATA[Hunlar Devrinde Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Sanatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatevi.com/?p=124</guid>
		<description><![CDATA[1. Hunlar Devrinde Sanat
Milâttan önce I. binde kuzey Çin&#8217;de görülen ve Çin kaynaklarında Hiyung-Nu adı ile tanınan Asya Hunları umumiyetle tarih sahnesinde ilk rol oynayan Türkler olarak kabul edilmektedir. Milâttan sonra dördüncü yüzyılda Avrupa&#8217;da görülen Hunlar bunların bir devamı olup, Attila (434-453) idaresinde Manş kıyılarına kadar hemen hemen bütün Avrupa&#8217;ya hâkim olmuşlardır.
Asya Hunları hakkında ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1. Hunlar Devrinde Sanat</strong></p>
<p>Milâttan önce I. binde kuzey Çin&#8217;de görülen ve Çin kaynaklarında Hiyung-Nu adı ile tanınan Asya Hunları umumiyetle tarih sahnesinde ilk rol oynayan Türkler olarak kabul edilmektedir. Milâttan sonra dördüncü yüzyılda Avrupa&#8217;da görülen Hunlar bunların bir devamı olup, Attila (434-453) idaresinde Manş kıyılarına kadar hemen hemen bütün Avrupa&#8217;ya hâkim olmuşlardır.</p>
<p>Asya Hunları hakkında ilk tarihi kaynak M.Ö. 318 yılında Hunlar&#8217; la Çinliler ara­sında yapılan bir anlaşmayı gösterir. Bu tarihten sonra Hunlar, Orhun ve Tola ne­hirleri bölgesi merkez olmak üzere Huang Ho nehri büyük dirseğinin iki tarafına yayılmışlardır. Bu zamandan başlayarak Çinliler Türkler&#8217;e karşı korunmak için Çin şeddini örmeye koyulup doksan yıl sonra M.Ö. 214 de tamamlamışlardır.</p>
<p>M.Ö. 209-174 arasında büyük başbuğ Mo-tun Hunlar&#8217; ın idaresini eline almıştı. Babası Tu-man&#8217; ın Hun dilinde imparator manasına gelen Tan-Hu veya Şan-Yu ün- vanı onun eski bir Türk hükümdar sülâlesinden geldiğini gösterir. M.Ö. birinci yüz­yıl ortalarında Çinliler&#8217; in entrikaları yüzünden Hun imparatorluğu ikiye bölünmüş, bunlardan bir kısmı Çi-Çi idaresinde Talaş ve Çu bölgesine yerleşmişlerdir ki Avru­pa Hunları&#8217;nın bunlardan geldiği tahmin edilmektedir. Diğer bir kısım Hunlar yakın doğuda Eftalitler&#8217; le karışarak Ak Hunlar adı ile Kafkaslar&#8217; dan kuzey Hindistan&#8217;a ka­dar uzanan bir imparatorluk kurmuşlar, Çin&#8217;de kalan Hunlar ise dördüncü yüzyıl ortalarına kadar hâkimiyetlerini devam ettirmişlerdir. Eftalitler veya Ak Hunlar Türk­çe konuşuyorlardı. Çin kaynaklarında kalan Hsiung-Nu kelime ve cümleleri de Altay dillerine ve Türkçeye bağlanır. Güney Sibirya&#8217;da Altay Dağları eteklerinde Pazırık&#8217; da Rus arkeologu Rudenko tarafından açılan M.Ö. IV. ve III. yüzyıldan kalma kurganlarda Hunlar&#8217; a ait birçok eşya ile buzlar içinde bozulmayan insan ve hayvan ölüleri bulunmuştur. Leningrad Ermitage Müzesi&#8217;nde saklanan bu eserler ara­sında halı, kumaş, renkli keçe aplike örtüler gibi, hayvan kavgaları ve insan figürle­ri ile süslü çok zengin tekstil işleri yanında atlı araba, çeşitli eşya vardır. Ölü ile be­raber atlar da gömülüyordu. Atlardan bazıları geyik ve ren maskeleri taşıyorlardı. İkinci kurgandaki mumyalanmış ölünün vücudu dövmelerle kaplı idi. Tamamiyle hayali hayvan figürlerinden ibaret olan bu dövmeler sırtta, kollarda ve sağ alt bacakta sağlam olarak kalmıştır.</p>
<p><span style="font-size: 12pt; color: black; font-family: &quot;Arial Unicode MS&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;">Bu kurganlardan çıkan halı ve tekstil işlerinin Hun sanatı bakımından ayrı bir ehemmiyeti vardır. Bunlardan bazılarında Ahameniş sanatı tesirleri açıkça görül­mekle beraber keçe üzerine ince ve renkli deriler yapıştırmak suretiyle süslenen bir grup tekstil işleri tamamiyle orijinal Hun uslûbunu belli etmektedir. Bunlar, eyer örtüleri (belleme) olarak yapılmıştır. </span></p>
<p>Böyle keçeden bir belleme üzerinde renkli derilerden kesilerek yapıştırılmış parçalarla bir dağ keçesine sardıran kartal grifonu gösteren bir hayvan kavgası canlandırılmıştır. Çok realist ve ölüme yaklaşan keçinin ürpertmelerini bütün kuvvetiyle aksettiren sahne simetrik olarak arka arkaya iki defa tekrarlanmıştır. Bu Hun sanatı için çok karakteristik bir üslûbu göstermektedir. Selenga nehrinin Baykal gölüne aktığı yerin yakınında Noin Ula bölgesinde, üç grup halinde 212 kurgan vardır. Açılan kurganlarda etrafı kalın kü­tüklerle çevrili, ağaç direkler üzerine çatısı olan, beş metre uzunlukta üç metre ka­dar geniş, bir buçuk metre kadar yüksek bir dış kısımla bunun içinde üç metreden biraz daha uzun ve aynı nisbette genişliği, yüksekliği olan ağaç direkli mezarda çok iyi bir işçilik gösteren tahtadan bir tabut bulunuyordu. Ölü, itinalı bir şekilde giydirilmişti. Mezar odasının etrafı, tavan ve yer ipek, keçe ve yün örtülerle kaplı idi. Bu örtülerden birçoğu ile hayvan figürleriyle işlenmiş gümüş levhalar, eyer ta­kımları, üç ayaklı masalar, çeşitli ağaç eşya, silindirik ayaklı kulplu tunç kazanlar, yerli keramik, renkli cam boncuklar, çatal gibi kullanılan çubuklar, Çin işi aynalar, araba tekerlekleri, mücevherler, saç örgüleri, elbiseler gibi Hunlar&#8217; a ait-birçok eş­ya, bu kurganlardan çıkarılarak Leningrad Ermitage Müzesi&#8217;ne mal edilmiştir. Bu­lunan eserler arasın­da lâke bir kâsenin kitabesinde üç usta­nın adı ile Şahlin sa­rayı için M.S. 13 yılı­nın 5 Eylül günü yapıldığı yazılıdır. Büyük bir keçe örtü üzerinde Pazırık&#8217; takı benzerleri gibi, ince, renkli derilerden ke­silmiş parçalarla di­ğer bir hayvan kav­gası canlandırılmıştır. Bu­rada, kanatlı arslana benzer bir grifon ar­kadan bir geyiğe saldırmaktadır. Burada kompozisyon daha şematik ve üslûplaşmış ol­makla beraber, can çekişen geyiğin çok realist bir görüşle ifade edildiği görül­mektedir. Yün ku­maş üzerine işleme olarak yapılmış di­ğer bir örtüde, siyah beyaz kaplan çizgi­leriyle üstte ve altta kaplan başı ve pen­çeleri işlenerek, se­rilmiş bir kaplan postu etkisi uyandı­rılmak istenmiştir. Duvardaki örtülerden biri yün üzerine işlenmiş ola­rak su bitkileri ara­sında kaplumbağa­lar ve balıklardan ibaret bir kompozisyon gösteriyor. Diğer bir işlemeli yün örtü de su içinde kuşlar ve balıklarla buna yakın bir dekor gösteriyor. Altıncı kur­ganda bulunan bir işleme, kıvrak atları ile Hun süravilerini canlandırmaktadır. Yirmi ikinci kurganda duvara asılı ve büyük bir ustalıkla yapılmış yün işlemede çok canlı, kuvvetli bir portre hususiyeti olan bıyıklı iki insan başı bilhassa dikkati çekmektedir. Bunlar daha sonra Göktürkler ve Uy- gurlar&#8217;da göreceği­miz portre sanatının öncüleri olarak görü­lebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sanatevi.com/sanat.islamiyetten-once-turk-sanati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DERİNLİK; YANILSAMA SANATI</title>
		<link>http://www.sanatevi.com/sanat.derinlik-yanilsama-sanati.html</link>
		<comments>http://www.sanatevi.com/sanat.derinlik-yanilsama-sanati.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 12:51:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[boyut]]></category>
		<category><![CDATA[derinlik]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[yanılsama sanatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatevi.com/?p=115</guid>
		<description><![CDATA[Çizim yaparken, üç boyutlu gerçekliğe ilişkin öğeleri, yalnızca iki boyutlu olan düz bir yüzeye uyarlayarak aktarmaya çabalarız. Ortaya çıkan resimsel imgelerde bir anlam belirsizliği olması kaçınılmazdır, çünkü bir çizimde mekan ve derinlik adına okuduğumuz her şey bir yanılsama ürünüdür. Yine de çizgi, biçim, değerler ve dokular belli bir düzen içinde bir araya getirildiklerinde boşluktaki üç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çizim yaparken, üç boyutlu gerçekliğe ilişkin öğeleri, yalnızca iki boyutlu olan düz bir yüzeye uyarlayarak aktarmaya çabalarız. Ortaya çıkan resimsel imgelerde bir anlam belirsizliği olması kaçınılmazdır, çünkü bir çizimde mekan ve derinlik adına okuduğumuz her şey bir yanılsama ürünüdür. Yine de çizgi, biçim, değerler ve dokular belli bir düzen içinde bir araya getirildiklerinde boşluktaki üç boyutlu formların mekansal düzenini ifade etme potansiyeline sahiptirler. Her şey, görsel sistemimizin çizilmiş imgeyi nasıl yorumladığına bağlıdır. Çizimlerimizi üç boyutlu formları bir mekan içinde göstermek ve bir <strong>derinlik</strong> vermek istiyorsak, <strong>yanılsama sanatında</strong> ustalaşmamız gerekir.</p>
<p>DERİNLİK</p>
<p>Üç boyutlu nesnelerden ve mekandan oluşan bir dünyada yaşıyoruz. Nesneler mekanda bir yer işgal eder, sınırlarını tanımlar ve ona bir form kazandırır. Öte yandan mekanın işlevi, nesnelere ilişkin imgelemimizi çevrelemek ve bir <strong>derinlik</strong> kazandırmaktır. İki boyutlu çizimlerle, gerçeğin üç boyutluluğunu nasıl simgeleyebiliriz?</p>
<p>Mekana baktığımızda, içindeki formların kendi aralarındaki ilişkilerini okuruz. Bu mekansal algıları çizdiğimizde ise, resimsel bir mekan yaratırız. Resimsel mekan, düz, derin veya belirsiz olabilir; ancak her durumda bir yanılsamadır. İki boyutlu bir yüzey üzerinde var olmaktadır. Ancak gördüklerimizi, üçüncü bir boyutta bir derinliği varmışçasına okumamızı sağlamak üzere görsel sistemimizi uyaran bazı temel teknikler vardır. Bu teknikler, çizgi, biçim, değer ve dokuların bazı görsel öğelerine gösterdiğimiz tepkiye dayalı olarak geliştirilmiştir. Bu teknikleri kavradığımızda, bir imgeyi, izleyene yaklaşıyormuşçasına öne çıkartabilir, ya da mekanın derinliklerine çekiliyormuş gibi gösterebilir. Bir formun yassı veya oylumlu görünmesini sağlayabiliriz. Formlar arasında mekansal ilişkiler oluşturabiliriz. </p>
<p>GÖRSEL DERİNLİK VEREN İPUÇLARI</p>
<p>BOYUT</p>
<p>Nesneleri tanımlamak ve sınıflandırmak için gerçek <strong>boyut</strong>larla aralarındaki apaçık farklılıkları görmezden gelme yeteneğimiz, ilginç bir kavramsal fenomendir. <strong>Boyut</strong>sal veya nesnel değişmezlik olarak bilinen bu fenomen, nerede ve ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar, belli sınıftaki nesneleri hep aynı büyüklükte ve değişmez bir renk ve dokuda algılamamızı sağlar.</p>
<p>Bizden eşit uzaklıktaki iki özdeş nesne, aynı büyüklükteymiş gibi gözükecektir. Biri bizden uzaklaştıkça boyutu küçülür gibi olacaktır. Boyuttaki bu görülür değişim, bize derinlik konusunda görsel ipucu sağlayacaktır. Farklı boyutta iki benzeşen veya özdeş imge gördüğümüzde, daha büyük olan yakında, daha küçük olan ise uzaktaymış gibi etki edecektir.</p>
<p>ÜST ÜSTE BİNME</p>
<p>Bir biçimin diğerinin önünde olduğunu ve arkadakinin bir bölümünü görüşümüzden gizlendiğini düşünme eğiliminde olduğumuz için, birbiri üstüne binmiş iki biçim de derinlik yanılsaması yaratacaktır. Kendi başına, üst üste binmenin yanı sıra, oylumlu kenarlar, değer ve dokuda farklılaşma, çizgi süreksizliği gibi derinlik yanılsaması veren başka ipuçlarının da kullanılması durumunda, üst üste binen nesneler arasında daha fazla bir boşluk varmışçasına bir derinlik duygusu verilebilir.</p>
<p>DÜŞEY KONUMLANMA</p>
<p>Dümdüz bir zeminde durduğumuzu varsayın. Yer düzlemi uzaklara ötelendikçe ufuk çizgisine doğru yükseliyormuş izlemini verecektir. Yerde duran nesneler de uzaklaştıkça yükseliyorlarmış gibi etki edecektir. Dolayısıyla, bir şeyin uzaktaymış gibi okunmasını istiyorsak, kompozisyonun yukarılarına kaydırmamız gerekir.</p>
<p>Bir nesne resim düzleminde ne kadar yukarıdaysa, o kadar uzaktaymış gibi etki edecektir. Böylelikle, istiflenmiş bir dizi imge, hele boyut farklılıkları ve üst üste binme ile bir araya getirilmişlerse, bir mekan ve derinlik duygusunu açıklıkla yansıtabilirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sanatevi.com/sanat.derinlik-yanilsama-sanati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Marketri Tekniğinde Temizlik ve Üst Yüzey İşlemleri</title>
		<link>http://www.sanatevi.com/sanat.marketri-tekniginde-temizlik-ve-ust-yuzey-islemleri.html</link>
		<comments>http://www.sanatevi.com/sanat.marketri-tekniginde-temizlik-ve-ust-yuzey-islemleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 13:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[MARKETRİ]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatevi.com/?p=84</guid>
		<description><![CDATA[Kakma işlerin yüzeyleri, kakmalar üzerindeki kâğıtlar temizlendikten sonra sistre ve zımpara yapılarak üst yüzey işlemlerine hazırlanır. Kakma parçalarının elyaf yönleri birbirine ve fon kaplamasına göre değişik olacağından kullanılacak sistre çok keskin olmalı ve ince talaş çıkarılmalıdır.
Kaplama ile yapılan kakma işlerde renk verici etkisi fazla olan kaplamalar kullanılmış ise zımpara ile temizlik yapmak sakıncalıdır. Örneğin aynı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kakma işlerin yüzeyleri, kakmalar üzerindeki kâğıtlar temizlendikten sonra sistre ve zımpara yapılarak üst yüzey işlemlerine hazırlanır. Kakma parçalarının elyaf yönleri birbirine ve fon kaplamasına göre değişik olacağından kullanılacak sistre çok keskin olmalı ve ince talaş çıkarılmalıdır.<br />
Kaplama ile yapılan kakma işlerde renk verici etkisi fazla olan kaplamalar kullanılmış ise zımpara ile temizlik yapmak sakıncalıdır. Örneğin aynı yüzeyde kullanılan ceviz, paduk gibi kaplamalardan yapılmış kakma işin temizliğinde zımpara kullanılacak olursa beyaz olan akçaağaç kahverengi ve kırmızı renkte lekeler oluşur. Bu sakıncanın olmaması için iyi bilenmiş bir sistire kullanılmalıdır.</p>
<p>Üst yüzey işlemleri uygulanırken kakmalı yüzeyler yatay olarak konmalı ve ilk kata çok ince bir vernik atılmalıdır. Böylece renk dağılması yapan kaplamalar izole edilmiş olur. Sonra kabaran lifler 280-320 numara zımpara ile alınır. Daha sonra kalın vernik uygulaması yapılabilir. Eğer kakmalı tablalar dik veya eğik tutulur ve ilk defasında fazla vernik uygulaması yapılırsa paduk vb. ağaçlar atılan verniği boyayarak işin bozulmasına neden olurlar.</p>
<p>Çok eski zamanlardan beri uygulanan <strong>marketri</strong> yapım tekniği günümüzde hala canlılığını korumaktadır. Ancak gelişen teknoloji ve teknikler yeni makinaların kullanılması <strong>marketri</strong>ciliği yeni boyutlar kazandırmıştır. Bir <strong>sanat</strong> değeri olmasa da değişik renkte boyalarla yapılan baskılar ile kakma görüntüsü verilen değişik işlere günümüzde sıkça rastlanmaktadır.<br />
Günümüzde hala kullanılan <strong>marketri</strong> tekniği mobilya ve dekorasyonda vazgeçilmez bir süsleme <strong>sanat</strong>ıdır. Özellikle yemek odası takımlarında ve yatak odası mobilyalarında çok çeşitli olarak <strong>marketri</strong> işçiliği yapılmaktadır. İşte bu ve benzer <strong>sanat</strong>ların çağımız modern mobilyalarına adapte ederek insanların hem kullanım amaçlarına, hem de göz zevklerine hitap etmektedir.</p>
<p>Kaynakça<br />
Afyonlu, S., Ağaç İşleri Takım ve Makine Bilgisi, İstanbul 1981<br />
Başacar, T., Aras, R., Sönmez, A., Kakma ve Süsleme Motifleri, Yüksek Teknik Öğretmen Matbaası, Ankara 1982<br />
Büyük Larousse, 15. Cilt, İstanbul 1986<br />
Demiriz, Y., Erken Osmanlı Mimarisinde Süsleme, 1989<br />
Eczacıbaşı <strong>Sanat</strong> Ansiklopedisi Cilt 2, <strong>Marketri</strong>, İstanbul 1997<br />
İlhan, R., Desen Röleve I Ders Notları, Muğla 1997<br />
Şanıvar, N., Ağaç Kakmacılığı Ders Notları, Ankara 1967<br />
Şanıvar, N., Zorlu, İ., Ağaç işleri Gereç Bilgisi, İstanbul 1987<br />
Şen, S., Osmanlı ve Ahşap <strong>Sanat</strong>ı, 1986<br />
XVIII. Yüzyılda Rusya’da <strong>Marketri</strong> <strong>Sanat</strong>ı, Ahşap Dergisi 1995 Şubat<br />
Zorlu, İ., Ağaç İşleri Konstrüksiyon Bilgisi, 1995<br />
erek insanların hem kullanım amaçlarına, hem de göz zevklerine hitap etmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sanatevi.com/sanat.marketri-tekniginde-temizlik-ve-ust-yuzey-islemleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Marketri Kaplamanın Hazırlanması ve Ahşap Levha Üzerine Yapıştırılması</title>
		<link>http://www.sanatevi.com/sanat.1-marketri-kaplamanin-hazirlanmasi-ve-ahsap-levha-uzerine-yapistirilmasi.html</link>
		<comments>http://www.sanatevi.com/sanat.1-marketri-kaplamanin-hazirlanmasi-ve-ahsap-levha-uzerine-yapistirilmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 12:58:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[MARKETRİ]]></category>
		<category><![CDATA[Marketri sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatevi.com/?p=81</guid>
		<description><![CDATA[Kaplamalardan yapılan marketri işleri sayılarının tek veya çok olmasına, iki veya daha çok ağaç cinsinden meydana gelmesine göre değişik usullerle yapılır. Buna göre kıl testeresi ile dik kesme veya eğik kesme yöntemlerinden biri uygun olarak kullanılır.
Bugün yapılan en yaygın kakma kaplamalarla yapılan kakmadır. Çalışma şekli; yapılacak işlerin sayılarının tek veya çok oluşuna, iki veya daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kaplamalardan yapılan <strong>marketri</strong> işleri sayılarının tek veya çok olmasına, iki veya daha çok ağaç cinsinden meydana gelmesine göre değişik usullerle yapılır. Buna göre kıl testeresi ile dik kesme veya eğik kesme yöntemlerinden biri uygun olarak kullanılır.</p>
<p>Bugün yapılan en yaygın kakma kaplamalarla yapılan kakmadır. Çalışma şekli; yapılacak işlerin sayılarının tek veya çok oluşuna, iki veya daha çok ağaç cinsinden meydana gelmesine göre değişir<br />
Kıl testere kolları ile çalışırken özel olarak hazırlanmış <strong>marketri</strong> tezgâhları kullanılır. Bunlar ihtiyaca göre çeşitli şekillerde yapılmaktadır</p>
<p>Kıl testere testere koluna, dişleri aşağı doğru çekerken kesecek şekilde ve gerdirilerek bağlanır. Testereyi tutan kol dirsekten hareket ettirilerek ve testerenin dikey konumu hiç değiştirilmeden bütün kesimler yapılır. Bilhassa iki renkli <strong>marketri</strong> işlerinde kaplamalarda fire vermeden bir kesmede, iki adet kakmalı iş elde etmek için dik kesme yöntemi kullanılır. Bu ve benzeri işleri yapmak için, iki çeşit kaplama aralarına kaba kâğıt konarak kola ile üst üste yapıştırılır. Kola kuruduktan, sonra şekiller çizgilerden kesilir. Şekillerin kesilmesi bittikten sonra kaplamalar aralarındaki kâğıtlardan birbirinden, şerit testeresinden yapılmış kaplama bıçağı ile birbirinden ayrılır. Sonra açık renk kaplamalar koyu renk (fon); koyu renk kakmalar da açık renk zemin üzerindeki yerlerine konur, kola sürüldükten sonra bir kâğıtla yerlerine tutturulur. Kakmalı kaplamanın altındaki kâğıtlar bilinen usulle temizlenir ve kakmalı kaplama tablası üzerine tutkallanır.</p>
<p>Bir diğer yapım tekniğinde <strong>marketri</strong> her bir parça için seçilen uygun renkteki kaplamalardan ayrı ayrı kesilir. Buradan da anlaşılacağı gibi uygulanan bu yapım tekniğinde çok sayıda resim kullanmak gerekecektir. Aydınger kağıdı üzerine çini mürekkebi ile çizilen resim ozalit kağıdı ile istenilen sayıda çoğaltılabilir. Üzerine resim yapıştırılarak kesilen küçük parçalar yan yana getirildiğinde çok iyi alışmalı ve ek yerlerinde aralıklar kalmamalıdır. Numaralanan her parça için resimden kesilen kopya, ait olduğu kaplamanın üzerine kola ile yapıştırılmıştır. Her bir parça dik kesim tekniği ile kesilir ve resmi tamamlayan bütün parçalar, fon resim üzerine birleştirilir. Daha sonra fon kaplama üzerine kola ile yapıştırılır ve eğik kesim tekniği ile gömülmüştür. Bu teknikte hazırlanan kaplamaların ek yerlerinde aralıklar meydana gelebilmektedir. Ancak bu aralıklar kakmanın her tarafında aynı genişlikte olursa görüntü çok fazla çirkin olmaz<br />
Bir resim çalışmasına benzeyen ve yukarıda yapım tekniği anlatılan bu tür kakma işlerinin yapımında başlangıçta önemsiz ve çok fazla ayrıntılı olmayan basit örneklerle çalışmalar (temrinler) yapılmalıdır. İşin uygulaması için gerekli beceri ancak uzun süreli çalışmalar sonucu elde edilebilir. Temrin sayısı ve alandaki beceri artıkça karmaşık ve ince işlere girme şansı artar.<br />
Her değişik numara bir renk kaplamayı gösterir. Seçilecek kaplamanın renk ve cinsini saptamada yardımcı olması amacı ile numaralama işleminden önce, kakma resminin bir resim kâğıdına kopyasını alarak sulu boya ile boyamak suretiyle renk uyumu sağlanabilir. Bu şekilde renk ve cinsi saptanan resim numaralanır. Kesme işlemi de açıklanan kurala göre yapılır. Daha önce numaralanan her parça ayrı ayrı kesilerek asıl kaplamaya gömülür.<br />
Kıl testeresi ile yapılan bir başka kakma tekniği daha vardır. Filato adı verilen dar kaplamalar kıl testeresi ile dik kesilerek asıl kaplamaya gömülebilir. Ancak bu amaç için kullanacak kaplamanın sağlam ve sık dokulu olması gerekir.<br />
Genişliği 1- 35 mm arasında değişen, bir veya daha fazla değerli ağaç kaplamalarından elde edilmiş düz veya desenli kaplamalara filato adı verilmektedir. Filatolar yalnız kaplamadan yapılmayıp pirinç, bakır, alüminyum gibi yumuşak ve işlenmesi kolay metal levhalardan kesilmek suretiyle elde edilmektedirler. Hazır filatoların 20 mm’ den fazla olanlarını daha çok kenar suyu olarak kullanılmaktadır. Filatolar genel olarak kenarları 450 freze kaplamalı; ortası kök, ur, kuşgözü ve güzel desenli kaplamalardan meydana getirilen kompozisyonlarla kenar kaplaması ile ortadaki kaplamalar arasında kullanılmıştır. Burada yüz kaplamayı tablaya yapıştırma sırasında açıklık meydana gelebileceği gibi, hafif kaymalar yüzünden kenar kaplaması genişliklerinde de küçük farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bazen kenardaki kaplama ile ortadaki kaplamayı birbirinden ayırıcı olarak da filato kullanılmıştır. Ayrıca, freze ve hafif desenli kaplamalarla kaplanan yüzeylerin monoton görünüşünü gidermek, bir canlılık ve hareket vermek için böyle yüzeylerin çeşitli şekillerde bölümlenmesinde de filato kullanılmıştır (Zorlu, 1995).<br />
Parçalar yerine alıştırılıp oturtulduktan sonra üzerlerine bir kağıt yapıştırılır. Ek yerlerinde aralıklar var ise ters taraftan uygun renkte ve yapıştırmayı engellemeyecek bir macun ile kapatılır. Bu amaçla vernik ile hazırlanan macunlar kullanılmaz<br />
Rozet harf ve sembol gibi küçük şekiller yerine kıl testeresi ile alıştırılabildiği gibi kaplama bıçağı ile de gömülebilir. Bunun için gömülecek şekil ilk önce kesilir, kenarları düzeltilir ve gömüleceği yere konularak sert bir kurşun kalem ile çizilir. Çizgilere göre kaplama bıçağı ile kesilen kaplamadan gereksiz parçalar çıkartılır. Açılan yuvaya önceden hazırlanan kakma parçası tutkallanır diğerleri.,</p>
<p><strong>Marketri</strong> yapımında da çiçekler ve yapraklar çok kullanılır. Daha ziyade doğal formunu muhafaza ederek stilize edilen yaprak motifleri oldukça yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Genelde her çiçek kendi yaprağıyla doğal halinde motiflendirilmiştir.</p>
<p>16. yüzyıla kadar Türk mimarisi ve geleneksel el <strong>sanat</strong>larında insan ve hayvan motifleri çok yoğun bir şekilde kullanılmıştır. Daha sonraları bitkisel motifler ağırlık kazanmıştır. Ancak 18. Yüzyıldan sonra yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştır. İslamiyetin kabulünden önce uzak doğu etkisinde insan ve özellikle dragon, ejderha gibi mitolojik figürler oldukça fazla kullanılmıştır. Daha sonraları insan figürleri hemen hemen tamamen terk edilmiş ve hayvanlara ait stilize motiflere az da olsa yer verilmiştir.<br />
<strong>Marketri </strong><strong>sanatı</strong>nda en çok uygulanan motifler geometrik esaslara dayanmaktadır. Tek eksen üzerinde basit bordürler geliştirmişlerdir. Malzeme değişikliği ve çizgilerle kesilmek suretiyle desen zenginliği sağlanabilmektedir. Türk-İslam <strong>Sanat</strong>ında geometrik motif olarak, sekizgenler, üçgenler ve yıldızlar çok kullanılmıştır. Yıldızlar genellikle köşe ve kol sayısına göre sınıflandırılırlar. Daha çok süslemelerde üç, dört ve beş kollu yıldızlar kullanılmıştır</p>
<p>Kakma kompozisyonlarının preslenmesi sırasında eğer kaplamalar birbirinden farklı kalınlıkta ise kalın kaplamalar zımparalanmalıdır. Ancak büyük ölçülerdeki, kakma işlerinde kaplama kalınlık farklılıkları bu yolla giderilemez. Bu nedenle yapıştırma esnasında birkaç kat kaba kağıt veya kurutma kağıdı gibi yumuşak gereçler konulursa daha düzgün bir yapışma elde edilir. Presleme işlemi bittikten sonra kakmalar üzerindeki kâğıtlar temizlendikten sonra sistire ve zımparalama yapılarak kompozisyon üst yüzey işlemlerine hazır hale getirilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sanatevi.com/sanat.1-marketri-kaplamanin-hazirlanmasi-ve-ahsap-levha-uzerine-yapistirilmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Marketri Kaplamanın Hazırlanması ve Ahşap Levha Üzerine Yapıştırılması</title>
		<link>http://www.sanatevi.com/sanat.marketri-kaplamanin-hazirlanmasi-ve-ahsap-levha-uzerine-yapistirilmasi.html</link>
		<comments>http://www.sanatevi.com/sanat.marketri-kaplamanin-hazirlanmasi-ve-ahsap-levha-uzerine-yapistirilmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 12:58:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[MARKETRİ]]></category>
		<category><![CDATA[Marketri sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatevi.com/?p=79</guid>
		<description><![CDATA[Kaplamalardan yapılan marketri işleri sayılarının tek veya çok olmasına, iki veya daha çok ağaç cinsinden meydana gelmesine göre değişik usullerle yapılır. Buna göre kıl testeresi ile dik kesme veya eğik kesme yöntemlerinden biri uygun olarak kullanılır.
Bugün yapılan en yaygın kakma kaplamalarla yapılan kakmadır. Çalışma şekli; yapılacak işlerin sayılarının tek veya çok oluşuna, iki veya daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kaplamalardan yapılan <strong>marketri</strong> işleri sayılarının tek veya çok olmasına, iki veya daha çok ağaç cinsinden meydana gelmesine göre değişik usullerle yapılır. Buna göre kıl testeresi ile dik kesme veya eğik kesme yöntemlerinden biri uygun olarak kullanılır.</p>
<p>Bugün yapılan en yaygın kakma kaplamalarla yapılan kakmadır. Çalışma şekli; yapılacak işlerin sayılarının tek veya çok oluşuna, iki veya daha çok ağaç cinsinden meydana gelmesine göre değişir<br />
Kıl testere kolları ile çalışırken özel olarak hazırlanmış <strong>marketri</strong> tezgâhları kullanılır. Bunlar ihtiyaca göre çeşitli şekillerde yapılmaktadır</p>
<p>Kıl testere testere koluna, dişleri aşağı doğru çekerken kesecek şekilde ve gerdirilerek bağlanır. Testereyi tutan kol dirsekten hareket ettirilerek ve testerenin dikey konumu hiç değiştirilmeden bütün kesimler yapılır. Bilhassa iki renkli <strong>marketri</strong> işlerinde kaplamalarda fire vermeden bir kesmede, iki adet kakmalı iş elde etmek için dik kesme yöntemi kullanılır. Bu ve benzeri işleri yapmak için, iki çeşit kaplama aralarına kaba kâğıt konarak kola ile üst üste yapıştırılır. Kola kuruduktan, sonra şekiller çizgilerden kesilir. Şekillerin kesilmesi bittikten sonra kaplamalar aralarındaki kâğıtlardan birbirinden, şerit testeresinden yapılmış kaplama bıçağı ile birbirinden ayrılır. Sonra açık renk kaplamalar koyu renk (fon); koyu renk kakmalar da açık renk zemin üzerindeki yerlerine konur, kola sürüldükten sonra bir kâğıtla yerlerine tutturulur. Kakmalı kaplamanın altındaki kâğıtlar bilinen usulle temizlenir ve kakmalı kaplama tablası üzerine tutkallanır.</p>
<p>Bir diğer yapım tekniğinde <strong>marketri</strong> her bir parça için seçilen uygun renkteki kaplamalardan ayrı ayrı kesilir. Buradan da anlaşılacağı gibi uygulanan bu yapım tekniğinde çok sayıda resim kullanmak gerekecektir. Aydınger kağıdı üzerine çini mürekkebi ile çizilen resim ozalit kağıdı ile istenilen sayıda çoğaltılabilir. Üzerine resim yapıştırılarak kesilen küçük parçalar yan yana getirildiğinde çok iyi alışmalı ve ek yerlerinde aralıklar kalmamalıdır. Numaralanan her parça için resimden kesilen kopya, ait olduğu kaplamanın üzerine kola ile yapıştırılmıştır. Her bir parça dik kesim tekniği ile kesilir ve resmi tamamlayan bütün parçalar, fon resim üzerine birleştirilir. Daha sonra fon kaplama üzerine kola ile yapıştırılır ve eğik kesim tekniği ile gömülmüştür. Bu teknikte hazırlanan kaplamaların ek yerlerinde aralıklar meydana gelebilmektedir. Ancak bu aralıklar kakmanın her tarafında aynı genişlikte olursa görüntü çok fazla çirkin olmaz<br />
Bir resim çalışmasına benzeyen ve yukarıda yapım tekniği anlatılan bu tür kakma işlerinin yapımında başlangıçta önemsiz ve çok fazla ayrıntılı olmayan basit örneklerle çalışmalar (temrinler) yapılmalıdır. İşin uygulaması için gerekli beceri ancak uzun süreli çalışmalar sonucu elde edilebilir. Temrin sayısı ve alandaki beceri artıkça karmaşık ve ince işlere girme şansı artar.<br />
Her değişik numara bir renk kaplamayı gösterir. Seçilecek kaplamanın renk ve cinsini saptamada yardımcı olması amacı ile numaralama işleminden önce, kakma resminin bir resim kâğıdına kopyasını alarak sulu boya ile boyamak suretiyle renk uyumu sağlanabilir. Bu şekilde renk ve cinsi saptanan resim numaralanır. Kesme işlemi de açıklanan kurala göre yapılır. Daha önce numaralanan her parça ayrı ayrı kesilerek asıl kaplamaya gömülür.<br />
Kıl testeresi ile yapılan bir başka kakma tekniği daha vardır. Filato adı verilen dar kaplamalar kıl testeresi ile dik kesilerek asıl kaplamaya gömülebilir. Ancak bu amaç için kullanacak kaplamanın sağlam ve sık dokulu olması gerekir.<br />
Genişliği 1- 35 mm arasında değişen, bir veya daha fazla değerli ağaç kaplamalarından elde edilmiş düz veya desenli kaplamalara filato adı verilmektedir. Filatolar yalnız kaplamadan yapılmayıp pirinç, bakır, alüminyum gibi yumuşak ve işlenmesi kolay metal levhalardan kesilmek suretiyle elde edilmektedirler. Hazır filatoların 20 mm’ den fazla olanlarını daha çok kenar suyu olarak kullanılmaktadır. Filatolar genel olarak kenarları 450 freze kaplamalı; ortası kök, ur, kuşgözü ve güzel desenli kaplamalardan meydana getirilen kompozisyonlarla kenar kaplaması ile ortadaki kaplamalar arasında kullanılmıştır. Burada yüz kaplamayı tablaya yapıştırma sırasında açıklık meydana gelebileceği gibi, hafif kaymalar yüzünden kenar kaplaması genişliklerinde de küçük farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bazen kenardaki kaplama ile ortadaki kaplamayı birbirinden ayırıcı olarak da filato kullanılmıştır. Ayrıca, freze ve hafif desenli kaplamalarla kaplanan yüzeylerin monoton görünüşünü gidermek, bir canlılık ve hareket vermek için böyle yüzeylerin çeşitli şekillerde bölümlenmesinde de filato kullanılmıştır (Zorlu, 1995).<br />
Parçalar yerine alıştırılıp oturtulduktan sonra üzerlerine bir kağıt yapıştırılır. Ek yerlerinde aralıklar var ise ters taraftan uygun renkte ve yapıştırmayı engellemeyecek bir macun ile kapatılır. Bu amaçla vernik ile hazırlanan macunlar kullanılmaz<br />
Rozet harf ve sembol gibi küçük şekiller yerine kıl testeresi ile alıştırılabildiği gibi kaplama bıçağı ile de gömülebilir. Bunun için gömülecek şekil ilk önce kesilir, kenarları düzeltilir ve gömüleceği yere konularak sert bir kurşun kalem ile çizilir. Çizgilere göre kaplama bıçağı ile kesilen kaplamadan gereksiz parçalar çıkartılır. Açılan yuvaya önceden hazırlanan kakma parçası tutkallanır diğerleri.,</p>
<p><strong>Marketri</strong> yapımında da çiçekler ve yapraklar çok kullanılır. Daha ziyade doğal formunu muhafaza ederek stilize edilen yaprak motifleri oldukça yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Genelde her çiçek kendi yaprağıyla doğal halinde motiflendirilmiştir.</p>
<p>16. yüzyıla kadar Türk mimarisi ve geleneksel el <strong>sanat</strong>larında insan ve hayvan motifleri çok yoğun bir şekilde kullanılmıştır. Daha sonraları bitkisel motifler ağırlık kazanmıştır. Ancak 18. Yüzyıldan sonra yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştır. İslamiyetin kabulünden önce uzak doğu etkisinde insan ve özellikle dragon, ejderha gibi mitolojik figürler oldukça fazla kullanılmıştır. Daha sonraları insan figürleri hemen hemen tamamen terk edilmiş ve hayvanlara ait stilize motiflere az da olsa yer verilmiştir.<br />
<strong>Marketri </strong><strong>sanatı</strong>nda en çok uygulanan motifler geometrik esaslara dayanmaktadır. Tek eksen üzerinde basit bordürler geliştirmişlerdir. Malzeme değişikliği ve çizgilerle kesilmek suretiyle desen zenginliği sağlanabilmektedir. Türk-İslam <strong>Sanat</strong>ında geometrik motif olarak, sekizgenler, üçgenler ve yıldızlar çok kullanılmıştır. Yıldızlar genellikle köşe ve kol sayısına göre sınıflandırılırlar. Daha çok süslemelerde üç, dört ve beş kollu yıldızlar kullanılmıştır</p>
<p>Kakma kompozisyonlarının preslenmesi sırasında eğer kaplamalar birbirinden farklı kalınlıkta ise kalın kaplamalar zımparalanmalıdır. Ancak büyük ölçülerdeki, kakma işlerinde kaplama kalınlık farklılıkları bu yolla giderilemez. Bu nedenle yapıştırma esnasında birkaç kat kaba kağıt veya kurutma kağıdı gibi yumuşak gereçler konulursa daha düzgün bir yapışma elde edilir. Presleme işlemi bittikten sonra kakmalar üzerindeki kâğıtlar temizlendikten sonra sistire ve zımparalama yapılarak kompozisyon üst yüzey işlemlerine hazır hale getirilir.</p>
<p>1.<strong>Marketri</strong> Tekniğinde Temizlik ve Üst Yüzey İşlemleri<br />
Kakma işlerin yüzeyleri, kakmalar üzerindeki kâğıtlar temizlendikten sonra sistre ve zımpara yapılarak üst yüzey işlemlerine hazırlanır. Kakma parçalarının elyaf yönleri birbirine ve fon kaplamasına göre değişik olacağından kullanılacak sistre çok keskin olmalı ve ince talaş çıkarılmalıdır.<br />
Kaplama ile yapılan kakma işlerde renk verici etkisi fazla olan kaplamalar kullanılmış ise zımpara ile temizlik yapmak sakıncalıdır. Örneğin aynı yüzeyde kullanılan ceviz, paduk gibi kaplamalardan yapılmış kakma işin temizliğinde zımpara kullanılacak olursa beyaz olan akçaağaç kahverengi ve kırmızı renkte lekeler oluşur. Bu sakıncanın olmaması için iyi bilenmiş bir sistire kullanılmalıdır.</p>
<p>Üst yüzey işlemleri uygulanırken kakmalı yüzeyler yatay olarak konmalı ve ilk kata çok ince bir vernik atılmalıdır. Böylece renk dağılması yapan kaplamalar izole edilmiş olur. Sonra kabaran lifler 280-320 numara zımpara ile alınır. Daha sonra kalın vernik uygulaması yapılabilir. Eğer kakmalı tablalar dik veya eğik tutulur ve ilk defasında fazla vernik uygulaması yapılırsa paduk vb. ağaçlar atılan verniği boyayarak işin bozulmasına neden olurlar.</p>
<p>Çok eski zamanlardan beri uygulanan <strong>marketri</strong> yapım tekniği günümüzde hala canlılığını korumaktadır. Ancak gelişen teknoloji ve teknikler yeni makinaların kullanılması <strong>marketri</strong>ciliği yeni boyutlar kazandırmıştır. Bir <strong>sanat</strong> değeri olmasa da değişik renkte boyalarla yapılan baskılar ile kakma görüntüsü verilen değişik işlere günümüzde sıkça rastlanmaktadır.<br />
Günümüzde hala kullanılan <strong>marketri</strong> tekniği mobilya ve dekorasyonda vazgeçilmez bir süsleme <strong>sanat</strong>ıdır. Özellikle yemek odası takımlarında ve yatak odası mobilyalarında çok çeşitli olarak <strong>marketri</strong> işçiliği yapılmaktadır. İşte bu ve benzer <strong>sanat</strong>ların çağımız modern mobilyalarına adapte ederek insanların hem kullanım amaçlarına, hem de göz zevklerine hitap etmektedir.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong><br />
Afyonlu, S., Ağaç İşleri Takım ve Makine Bilgisi, İstanbul 1981<br />
Başacar, T., Aras, R., Sönmez, A., Kakma ve Süsleme Motifleri, Yüksek Teknik Öğretmen Matbaası, Ankara 1982<br />
Büyük Larousse, 15. Cilt, İstanbul 1986<br />
Demiriz, Y., Erken Osmanlı Mimarisinde Süsleme, 1989<br />
Eczacıbaşı <strong>Sanat</strong> Ansiklopedisi Cilt 2, <strong>Marketri</strong>, İstanbul 1997<br />
İlhan, R., Desen Röleve I Ders Notları, Muğla 1997<br />
Şanıvar, N., Ağaç Kakmacılığı Ders Notları, Ankara 1967<br />
Şanıvar, N., Zorlu, İ., Ağaç işleri Gereç Bilgisi, İstanbul 1987<br />
Şen, S., Osmanlı ve Ahşap <strong>Sanat</strong>ı, 1986<br />
XVIII. Yüzyılda Rusya’da <strong>Marketri</strong> <strong>Sanat</strong>ı, Ahşap Dergisi 1995 Şubat<br />
Zorlu, İ., Ağaç İşleri Konstrüksiyon Bilgisi, 1995<br />
erek insanların hem kullanım amaçlarına, hem de göz zevklerine hitap etmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sanatevi.com/sanat.marketri-kaplamanin-hazirlanmasi-ve-ahsap-levha-uzerine-yapistirilmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

