Etiket ‘sanat’

Uygurlar’ da Resim Sanatı

Aralık 1st, 2009

Eski Türk resim sanatı Budizm, Maniheism ve İslâmlık devri olarak üç din çer­çevesi içindeki eserleri içine alır: Böylece sekizinci yüzyıldan dokuzuncu yüzyıl so­nuna kadar bin yıldan fazla bir zamana yayılmaktadır, Eski Türk resminin asıl tem­silcileri, sanata çok istidatlı olan Uygur Türkleri’dir.

Eski Uygur şehirleri harâbelerinde bulunan sekiz ve dokuzuncu yüzyıllardan kalma Budist ve Maniheist duvar resimleri ile minyatürler Türk resminin bugüne ka­dar bilinen en eski örnekleridir. Bunlarda râhipler, vakıf yapanlar, müzisyenler tasvir edilmektedir. Kompozisyon sıralama halinde ve si­metrik bir düzene göredir. Koyu mavi ve kırmızının çok olduğu parlak renkler kulla­nılmıştır.

Hükümdârlar ve asiller, Mani dinini kabul ediyorlarsa da halk Buda dinine baÄŸlı kalıyordu. Az sayıda Nasturi hıristiyan vardı. Uygurlar’ın Budist resim sanatının en mühim âbidesi Murtuk civarında Bezeklik’de bulunan mâbettir.

Resimlerde görülen, ellerde taşınan çiçeklerin bir çeÅŸit kâğıt hamurundan iri plâstik adak eÅŸyası olduÄŸu Von le Coq’un araÅŸtırmalarından anlaşılmıştır. Bunlar­dan saÄŸlam olarak kalmış olanlar mâbet kalıntılarında bulunmuÅŸtur.

İnsan yüzüne ferdî bir hususiyet vermek, yani portre yapmak sanatı, ilk defa 750′den sonra Türk duvar resimlerinde baÅŸlamıştır. O zamana kadar insan vücu­dunun diÄŸer kısımları gibi yüz de ÅŸemalara göre çiziliyor ve resmin altına adı yazı­larak ayırt ediliyordu. Fresklerde resimlerini yaptırmak isteyen kimseler tasvir edili­yor, böylece çeÅŸitli insan grupları Hint ve Çin râhipler, Toharlar, İranlılar görülüyordu. Uygurlar kendilerinden farklı insanlar ürerinde dikkatlerini toplayarak bunları tiplere ayırdılar ve tabii kendilerini de daha belirli olarak görmeÄŸe baÅŸladı­lar. Bu durum onlara portre sanatı yaratmak ve geliÅŸtirmek imkânını kazandırdı.

Portre benzerliÄŸi, aynı kıyafet ve duruÅŸta yan yana sıralanmış râhip resimlerinde açıkça bellidir. Bunların yüzleri çeÅŸitli insanları gösteriyor. DiÄŸer resimlerde kendini belli eden bu portre sanatı ferdî düşünce ye ÅŸuur bakımından çok mühim bir ilerle­meyi gösterir. Portre sanatının doÄŸmasında eski geleneklerin de rolü olmuÅŸtur. Göktürkler’de ve Uygurlar’da eskiden Bengü ve Mengü adı verilen hatıra taÅŸlarına ölen kahramanın adı, ünvanı ve memuriyeti ile yaşı yazılarak onlar ebedileÅŸtirilirdi. Bunun için onun yaşının herhangi bir deÄŸiÅŸtirmeye imkân vermeyecek ÅŸekilde be­lirtilmesi gerekiyordu. Uygurlar’da bu fikir sonradan tesirini göstermiÅŸ olmalıdır. Bezeklik fresklerinde Uygur prensleri çok realist olarak resmedilmiÅŸtir. Sorçuk’da kadın ve erkek vakıfçıları tasvir eden bir freskte figürler hep portre hususiyeti gös­teriyor. Hoço’da dört nala koÅŸan bir at freski de yeni realizm için iyi bir misal olarak görülebilir.

Uygurlar zamanından kalan minyatürler Maniheist kitaplardan sayfalardır. Bun­lar kısmen dinî kısmen dünyevî sahneleri canlandırırlar. Bunlardan başka büyük resimli sayfalar ve sancaklar kalmıştır ki, bunlar Mani mâbetlerinde saklanır ve âyinlerde kullanılırdı. Bu Uygur minyatürleri ilerde göreceğimiz gibi, İslâm minyatü­rünün kaynağı olmuştur.

Uygurlar, tipleri ayırmak, tarihlendirmek ve portre resimlerini yaratmaktan baş­ka ilâh tasvirleri de yaparak her iki bakımdan Çin resmi üzerinde tesirli olmuşlardır. Bunlardan başka Uygur ressamları dokuzuncu yüzyılda yeni bir üslûp geliştirmiş­lerdir. Birçok küçük sahnelerle bir veya birkaç hikâyeden ibaret Tohar resimlerin­den farklı olarak Uygurlar, büyük ve sade kompozisyonları seviyorlardı. Renk ola­rak koyu lacivert ve  açık yeşil yerine kızıl kahverengi tercih olunuyordu.

Uygurlar’da bu ÅŸekilde geliÅŸmiÅŸ olan sanat gittikçe kuvvetlenerek devam etmiÅŸ, Uygur devleti dağılınca bu kabiliyetli Türkler’in parlak mirası yeni hakimiyet kuran MoÄŸollar’la Batı’ya ye İslâm dünyasına geçmiÅŸtir.

Uygurlar’ da Heykel Sanatı

Aralık 1st, 2009

Hint, Yunan ve Çin sanatı etki­leriyle bir Buda heykel sanatı ge­liÅŸmiÅŸ bulunuyordu. Fakat Uygur­lar o zamana kadar görülmemiÅŸ realist ve yeni bir heykel sanatı meydana getirmiÅŸlerdir. Bunun baÅŸlangıcı Göktürkler’deki balbal heykellerine dayanmaktadır. Kızıl’da bulunan diz çökmüş halde, omzunda yük taşıyan 47 cm. boyunda alçı heykel sekiz ve do­kuzuncu yüzyıl heykel sanatı için karakteristiktir. Cilt, beyaz, es­mer, saçlar veya baÅŸlık siyah renktedir. Sorçuk’da bulunan ka­lıplarda alçıya alınmış iki hayvan heykeli daha ilgi çekicidir. Bun­lardan 27 cm. boyunda ve bir at başını canlandıran kuvvetle üslûplanmış heykelde yele ve perçemler çok olgun çizgilerle belirtilmiÅŸ olup, hemen hemen demona benzer bir ifade taşımaktadır. Burada Hunlar’a kadar uzanan eski Türk hayvan üslûbunun bir devamı görülmek­tedir. 38 cm. boyundaki ikinci heykel bir fil başını canlandırmak­ta olup, daha fazla üslûplanmış grotesk bir ifade taşımaktadır. Fil görmemiÅŸ biri tarafından yapılmış olduÄŸu anlaşılıyor. Buna benzer, kuvvetle üslûplanmış Fil başı tasvirleri Kuça’daki duvar resimlerinde görülür. At, deve, keçi gibi bölgede bol bulunan diÄŸer hayvan­ların baÅŸları, ÅŸaşılacak bir doÄŸrulukla resmedilmiÅŸtir.

Sekiz ve dokuzuncu yüzyılda yapılmış olan Uygur heykellerinin başka yerde benzerlerini bulmak hemen hemen imkânsızdır.

Uygurlar’ da Mimarlık Sanatı

Aralık 1st, 2009

Maniheist mabetler, kubbe ve köşe tromplariyle İran âteÅŸgâhları biçiminde ya­pılıyordu. Hoço’da bir saray harabesinde tonozlu ve kubbeli kısımlar görülür. Duvarlar, yontulmamış taÅŸlardan harçla örülmüştür. Sirkip’de kule bi­çimde bir yapı niÅŸler içersinde Buda figürleriyle bir Hint stupasından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Buda ve Mani dinleri gibi Hint ve İran mimarî ÅŸekilleri de yan yanadır. Hoço yakınında bulunan kubbeli yapılar mezar anıtlarıdır. Kubbe İran’dan gelmiÅŸ olabilir, fakat bu zamanlarda İran’da mezar yapısı yoktur. Zerdüşt dininde ölülerin gömülmesi düşünülemiyeceÄŸinden mezar fikri doÄŸmamış­tır. Uygurlar bu kuleli mezar yapılariyle ilk türbeleri meydana getirmiÅŸ oluyorlar. Komul civarında lli-Köl’de, mâbet olması gerekli diÄŸer bir kubbeli yapıda tromp yeri­ne köşeye ilk defa bir üçgen konulmuÅŸtur ki, bu İran’da bilinmeyen bir ÅŸeydir. Halbuki, Türk Üçgenleri sonra Selçuklu ve Osmanlı mimarisinde ehemmiyetli bir rol oynamıştır.

Uygurlar umumiyetle iki kanatlı kapı ile açılan ve küçük bir evcik ÅŸeklinde giriÅŸ yeri olan, yarı yükseklikte duvarla çevrili evlerde oturuyorlardı. Evler yarım metre yüksek bir tuÄŸla. Duvar üzerinde yükseliyor, uzun kenarın ortasında bir merdiven yukarı götürüyordu. Asıl ev çok defa tek katlı, duvarlar masif örgülü, pencereler ilk zamanlarda yuvarlak kemerli, sonraları dört köşeli idi. Bayramlarda evin dört köşe­sine dışarıdan kızıl-kahverengi perdeler konuluyor, bunlar duvar köşelerinde topla­nıp, düğümleniyordu. Çin evlerini andıran ağır, kiremitli, dik sırtlı çatının iki ucu bir kuÅŸ (belki föniks, ateÅŸ kuÅŸu) biçiminde nihayetleniyordu. Çin’de, bu ejder başıdır. Dik sırtın ortasında Çin’deki gibi çok defa alev ÅŸeklinde inciden bir nazarlık yükse­liyordu. Çatı süslü ve kırmızı renkli idi, fakat Çin’deki gibi ağır dekorlarla yüklenmemiÅŸti. Bir üst kat yapılırsa, bu, çok defa hafif korkuluklarla pavyon biçiminde olu­yordu. Çevre duvarları ile ev arasında aÄŸaçlarla bahçe, binek ve yük hayvanları için yer bulunuyordu. DoÄŸu Türkistan, eski Uygur ülkesinde kayalara oyulmuÅŸ bin­lerce mâbet vardır. Bunların duvarları ve tavanı fresklerle süslü İdi. Fresklerden ço­ğu Alman Turfan araÅŸtırıcıları tarafından sökülerek Berlin EtnoÄŸrafya Müzesi’nde duvarlara yerleÅŸtirilmiÅŸti. Son harpte bunların büyük bir kısmı yok olmuÅŸ, fakat ki­taplarda resimleri kalmıştır. Fresklerin konusu esas itibariyle Budizm’dir. Buda M.Ö. 560 yıllarında Hindistan’da yeni dinini yaymıştır.

3. Uygur Sanatı

Aralık 1st, 2009

Selenga Nehri’nin doÄŸu kıyısında Göktürkler’e baÄŸlı olarak yaÅŸayan Uygurlar 745′de Göktürkler’in yerine geçerek Uygur devletini kurmuÅŸlardır. Kurucusu Alp Kutlug Bilge KaÄŸan’dır. Merkezleri Ötügen yaylasında Karabalgasun ÅŸehridir. On­dan sonra gelen Mayunçur adına bugünkü MoÄŸolistan’ın kuzeyinde Åžine-Usu kö­yü kıyısında bir kitâbe dikilmiÅŸtir. Bu uzun kitabede Uygur devletinin kuruluÅŸu, ge­niÅŸlemesi, kendisi ve babası Kutlug Bilge’nin zaferleri yazılıdır. Uygurlar’da en çok sevilen din Budizm’di. 630′da Uygurlar daha bugünkü MoÄŸolistan’ın kuzeyinde ya­şarken bile Budizm raÄŸbette idi. Göktürk alfabesi ile Uygurca aynı zamanda Çince ve SoÄŸd’ça olarak yazılmış olan 732 tarihli Karabalgasun kitabesinde imparatorluk devrinde Uygurlar’ın Mani dinine girdiÄŸi ve eski dinî tasvirleri yaktığı, 762′de Bögü KaÄŸan’ın bunu devlet dini haline getirdiÄŸi belirtilir (Burada Göktürk alfabesi ile ya­zılan kitâbe silinmiÅŸ olduÄŸundan onun pek az kısmı okunabilmektedir. Çince ve SoÄŸdca olanlar daha iyi durumdadır). 840′da baÅŸkentleri Karabalgasun, Kırgızlar’ın eline geçtiÄŸinden Uygurlar’ın büyük kısmı tarım bölgesine geçip, Hoço’da ye­niden devlet kurmuÅŸlardır. Burada Uygurlar’ın tekrar Budizm’e döndüğü anlaşılı­yor. Turfan resimlerinde ve sonraki Uygurca yazmalarda pek az Maniheist metin vardır. Buda dini Uygurlar’da edebiyatı da geliÅŸtirmiÅŸtir. Sanskritçe, Toharca, SoÄŸdca ve Çince’den metinler tercüme edilmiÅŸtir. Tercüme için bir tek orijinal me­tinle yetinilmeyip, Budizm’in klâsik dillerindeki çeÅŸitli versiyonla karşılaÅŸtırılıyordu. Mani dini metinlerini ayni derecede etraflıca ve aynı hâkimiyetle TürkçeleÅŸtirmek mümkün olmamıştır. Göktürk yazısından sonra Uygur yazısı kullanılmış, Budist me­tinler bu yazı ile yazılmıştır. Uygur yazısı iyice geliÅŸtirilmiÅŸ halde bütün Türk boyları tarafından kullanılmıştır. MoÄŸollar ve ilhanlılar zamanında da aynı yazı kullanılmıştır. MoÄŸollar Uygurlar’a son vermekle beraber onların kuvvetli kültürlerine tâbi olarak, Uygur yazısını almışlar, Uygur kâtipleri ve devlet adamları bütün sivil idareyi elleri­ne geçirmiÅŸlerdir. MoÄŸollar TürkleÅŸmeÄŸe baÅŸlamış ve kısa zamanda tamamen TürkleÅŸmiÅŸlerdir. Timur’un tüzüğü ve Altınordu Yarlıkları hep Uygur yazısı ile yazıl­mış, on beÅŸinci yüzyıl sonuna kadar resmî ve devletlerarası yazışmalarda, paralar üzerinde Uygur yazısı devam etmiÅŸtir. Uygurlar’ın kitapları kâğıt üzerine yazılıp ba­sılıyordu. Bu, Çin kâğıdından farklıdır. Uygurlar’ın kendi kâğıt imalâtları olduÄŸu bir gerçektir. Yazı âleti kamış kalemdi. Daha ehemmiyetsiz yazılar Çin fırçası ile yazılır­dı. Budist metinlere ihtiyaç fazla olduÄŸundan baskı da kullanılırdı. Uygurlar IX. ve X. yüzyıllarda Çinliler’in blok baskı ile çoÄŸaltma tekniÄŸinden farklı bir baskı sanatı bulmuÅŸlar, sert aÄŸaçtan, tek tek, hareketli Uygur harfleri ile kitap basmayı ilk olarak gerçekleÅŸtirmiÅŸlerdir. Kazılar sonunda torbalar içinde böyle harfler ele geçirilmiÅŸtir.

Uygurlar’da pandomim, bale, ÅŸan, orkestra ve iptidai ÅŸekilde tiyatroda vardı ki, o zaman için Çinliler’e çok tipik ve cazip görünmüştür. Hikâye anlatma sanatı da çok ileri idi. Yazılmış ÅŸekillerden anlaşıldığına göre, bunların Türkçe versiyonları dramatik bakımdan Çincelerden çok daha üstündür.

Göktürkler Devri Sanatı

Kasım 20th, 2009

Altıncı yüzyıl ortalarında Orhun Nehri batısındaki yayla bölgesinde (Ötügen’de) kurulup, Mançurya’dan Karadeniz sahillerine kadar uzanan büyük Türk imparatorluÄŸu devlet ve millet olarak Türk adını kullanan ilk büyük siyasî kuruluÅŸtur. Çin kaynakları Göktürk- ler’in Asya Hunları soyundan geldiÄŸini açıkça belirtir. Göktürk imparatorluÄŸu bu zamanda Hakan unvanını alan Bu- min ve. kardeÅŸi istemi ile 552′de kurulmuÅŸ, Mukan Hakan zamanında (553-572) en parlak devrini yaÅŸamıştır. Bütün Orta Asya’nın TürkleÅŸmesi için, bu ilk adım olmuÅŸtur. KurulduÄŸu zamandan itibaren idarî bakımdan doÄŸu ve batı olarak ikiye bölünen imparatorluk 630 yıllarında Çin nüfuzu altına girmiÅŸ ve 682′de llteriÅŸ (Kutluk) Hakan’ın büyük devlet adamı Tonyukuk ile birlikte siyasî mücadeleleri sonunda doÄŸu kısmı yeniden hakimiyetini elde etmiÅŸtir. KapaÄŸan Hakan zamanında (692-716) Orta Asya’da bütün Türkler bir devlet halinde birleÅŸtirilmiÅŸ ondan sonra gelen Bilge Hakan ve KardeÅŸi Kültigin Göktürk devletinin en tanınmış ÅŸahsiyetleri olmuÅŸtur. Orhun vadisinde bulunan dikilitaÅŸ kitabeler onlar zamanından kalmadır. Bu abideler Türk dilinin bugün bile fazla zorluk çekmeden anlaşılan en eski yazılı ve edebî metinleri, aynı zamanda Türk tarihinin taÅŸa yazılmış en eski kaynakları olarak zamanımıza gelmiÅŸ hazineleridir. Bunlarda kullanılan yazı da en eski Türk alfabesidir. Yenisei bölgesinde bunların altı ve yedinci yüzyıllardan kalma daha eski öncüleri vardır.

Orhun kitabelerinden birincisi Bilge KaÄŸan’ın 720′de öldüğü sanılan ihtiyar veziri büyük devlet adamı Tonyukuk’un hizmetlerini belirtmek üzere onun adına dikil- niÅŸtir. Bu kitabeyi Tonyu- kuk kendisi yazmıştır. Bilge KaÄŸan’ın tahta çıkmasında kendisinden bir yaÅŸ küçük olan kardeÅŸi Külti- gin’in büyük gayreti olmuÅŸ, onun yardımı ile ordusuna derleyip düşmanlarını yenmiÅŸti. Buna karşılık Bilge KaÄŸan kardeÅŸini ordularının kumandanı yapmış, ölümünden bir yıl sonra da 732′de bir kitâbe taşı diktirip, büyük bir mezar anıtı yaptırarak Kültigin’in adını ebedileÅŸtirmiÅŸtir. Ne yazık ki, kısa zaman sonra hâin bir veziri tarafından zehirlenen Bilge KaÄŸan da 734′de ölmüş, bir yıl sonra onun adına da bir kitâbe dikilmiÅŸtir. Bunlar yarı tarihi mezar kitâbeleridir.
Orhun kitâbelerinin en mühimleri olan Kültigin ile Bilge KaÄŸan yazıtlarının ¦ metinlerini yazan ve yaptı- % ran, onların kızkardeÅŸleri- î nin oÄŸlu, prens YuluÄŸ Tigin olmuÅŸtur ki, Türk edebiyatında onun ayrı bir yeri vardır. Son zamanlara kadar Bilge KaÄŸan ile küçük kardeÅŸi Kültigin’in de burada gömülü oldukları kabul ve tahmin ediliyordu. 1958 yılında Çekoslovak Arkeoloji Enstitüsü adına Lumir Jisl baÅŸkanlığında Orhun vadisinde yapılan-araÅŸtırma ve kazılar sonunda büyük Türk kahramanı Kültigin’in mezar anıtından kalan kısımlar ve heykeller meydana çıkarılmıştır”. Anıt önce soyulup sonra insafsızca tahrip edilmiÅŸ olduÄŸundan heykeller parçalanmış ve çoÄŸu kaybolmuÅŸ halde bulunmuÅŸtur. İkiye bölünmüş olarak Kültigin’in başı ile hanımına ait heykelin oturmuÅŸ halde gövdesi ve kırılmış başının burun, ağız ve çene kısmı bulunmuÅŸtur. Kültigin heykelinde baÅŸ tam cepheden yumuÅŸak konturlarla iÅŸlenmiÅŸ, büyük kahramanın çehre hatları kuvvetli bir ifade ile kavranmıştır (Res. 8). Başındaki tacın ön tarafında relief halinde kanatlarını açmış bir kartal arması göze çarpıyor. Daha Hunlar zamanında tanınan ve sevilen kartal arması, kulaklı ve boynuzlu kartal ÅŸeklinde gösterilerek büyük bir kudret sembolü olarak ifade ediliyordu.

Aslında Kültigin ile hanımı yanyana oturmuÅŸ olarak canladırılmıştı’. Fakat, hey- varda onun savaÅŸlarının canlan- dırıldığı yazılıdır. Tang sülâlesi kroniÄŸinde . bunun için altı sanatçının da gönderildiÄŸi kaydedilmektedir. Mermer heykellerde Çinli sanatçılar çalışmış olabilir. Fakat balbalların Göktürk heykel sanatının karakteristik ve bir dereceye kadar portre hususiyeti
Büyük Türk Kahramanı Kül-Tigin’in 1958′de bulunmuÅŸ başı taşıyan eserleri Oİ- (MoÄŸolistan, Ulan-Bator Müzesi’nde) duÄŸunu ileri Sürmek yerinde olur. Göktürkler zamanından kalan sayısız balbalların çoÄŸu zamanla parçalanmış veya kaybolmuÅŸtur. Eski Türkler taÅŸ heykelleri ve kitâbeleri boyuyortardı. Khoitu Tamir büyük blokunun büyük kitabeleri kırmızı ve siyah olarak boyanmıştır. Zhamtzarano’da keÅŸfedilip halen Ulan Batur Merkez Millî Müzesi’nde teÅŸhire konan balbal, bu bakımdan mühimdir. Bunun gözleri, burnu, bıyıkları, aÄŸzı ve kulakları kahverengi ve sarı renkle belirtilmiÅŸtir. Fakat, bunlar sonradan da olabilir.

Göktürk sanatı bugüne kadar, hemen hiç denecek kadar az incelendiÄŸi ve bu konuda yayın olmadığı için birçok bakımdan herhangi bir fikir edinmek zordur. Göktürkler’in dini ÅŸa- manlık idi. Kültigin mezar anıtında bulunan heykeller Göktürkler’in kıyafetleri bakımından paha biçilmez bir kaynaktır. Bunlar Orta Asya’da bugün de Türkler’in giydiÄŸi kıyafete çok uygundur. Parçalar halinde kakmali kemerler bilhassa dikkati çeker. Kemerlerin arkasına bir bıçak takılıdır. Gündelik eÅŸyanın içine konulduÄŸu küçük torbalar da kemerlere asılmıştır.
Dil ve edebiyat bakımından bir Küi-Tigin adına dikilmiÅŸ balballardan biri derece ileri ve zengin eserler vermiÅŸ (Ulan-Bator Müzesi) olan Göktürkler’in sanatları da aynı
derecede gelişmiş, fakat birçok soygun ve tahripler yüzünden pek az şey zamanımıza kalabilmiştir.

İslamiyetten Önce Türk Sanatı

Kasım 17th, 2009

1. Hunlar Devrinde Sanat

Milâttan önce I. binde kuzey Çin’de görülen ve Çin kaynaklarında Hiyung-Nu adı ile tanınan Asya Hunları umumiyetle tarih sahnesinde ilk rol oynayan Türkler olarak kabul edilmektedir. Milâttan sonra dördüncü yüzyılda Avrupa’da görülen Hunlar bunların bir devamı olup, Attila (434-453) idaresinde ManÅŸ kıyılarına kadar hemen hemen bütün Avrupa’ya hâkim olmuÅŸlardır.

Asya Hunları hakkında ilk tarihi kaynak M.Ö. 318 yılında Hunlar’ la Çinliler ara­sında yapılan bir anlaÅŸmayı gösterir. Bu tarihten sonra Hunlar, Orhun ve Tola ne­hirleri bölgesi merkez olmak üzere Huang Ho nehri büyük dirseÄŸinin iki tarafına yayılmışlardır. Bu zamandan baÅŸlayarak Çinliler Türkler’e karşı korunmak için Çin ÅŸeddini örmeye koyulup doksan yıl sonra M.Ö. 214 de tamamlamışlardır.

M.Ö. 209-174 arasında büyük baÅŸbuÄŸ Mo-tun Hunlar’ ın idaresini eline almıştı. Babası Tu-man’ ın Hun dilinde imparator manasına gelen Tan-Hu veya Åžan-Yu ün- vanı onun eski bir Türk hükümdar sülâlesinden geldiÄŸini gösterir. M.Ö. birinci yüz­yıl ortalarında Çinliler’ in entrikaları yüzünden Hun imparatorluÄŸu ikiye bölünmüş, bunlardan bir kısmı Çi-Çi idaresinde TalaÅŸ ve Çu bölgesine yerleÅŸmiÅŸlerdir ki Avru­pa Hunları’nın bunlardan geldiÄŸi tahmin edilmektedir. DiÄŸer bir kısım Hunlar yakın doÄŸuda Eftalitler’ le karışarak Ak Hunlar adı ile Kafkaslar’ dan kuzey Hindistan’a ka­dar uzanan bir imparatorluk kurmuÅŸlar, Çin’de kalan Hunlar ise dördüncü yüzyıl ortalarına kadar hâkimiyetlerini devam ettirmiÅŸlerdir. Eftalitler veya Ak Hunlar Türk­çe konuÅŸuyorlardı. Çin kaynaklarında kalan Hsiung-Nu kelime ve cümleleri de Altay dillerine ve Türkçeye baÄŸlanır. Güney Sibirya’da Altay DaÄŸları eteklerinde Pazırık’ da Rus arkeologu Rudenko tarafından açılan M.Ö. IV. ve III. yüzyıldan kalma kurganlarda Hunlar’ a ait birçok eÅŸya ile buzlar içinde bozulmayan insan ve hayvan ölüleri bulunmuÅŸtur. Leningrad Ermitage Müzesi’nde saklanan bu eserler ara­sında halı, kumaÅŸ, renkli keçe aplike örtüler gibi, hayvan kavgaları ve insan figürle­ri ile süslü çok zengin tekstil iÅŸleri yanında atlı araba, çeÅŸitli eÅŸya vardır. Ölü ile be­raber atlar da gömülüyordu. Atlardan bazıları geyik ve ren maskeleri taşıyorlardı. İkinci kurgandaki mumyalanmış ölünün vücudu dövmelerle kaplı idi. Tamamiyle hayali hayvan figürlerinden ibaret olan bu dövmeler sırtta, kollarda ve saÄŸ alt bacakta saÄŸlam olarak kalmıştır.

Bu kurganlardan çıkan halı ve tekstil işlerinin Hun sanatı bakımından ayrı bir ehemmiyeti vardır. Bunlardan bazılarında Ahameniş sanatı tesirleri açıkça görül­mekle beraber keçe üzerine ince ve renkli deriler yapıştırmak suretiyle süslenen bir grup tekstil işleri tamamiyle orijinal Hun uslûbunu belli etmektedir. Bunlar, eyer örtüleri (belleme) olarak yapılmıştır.

Böyle keçeden bir belleme üzerinde renkli derilerden kesilerek yapıştırılmış parçalarla bir daÄŸ keçesine sardıran kartal grifonu gösteren bir hayvan kavgası canlandırılmıştır. Çok realist ve ölüme yaklaÅŸan keçinin ürpertmelerini bütün kuvvetiyle aksettiren sahne simetrik olarak arka arkaya iki defa tekrarlanmıştır. Bu Hun sanatı için çok karakteristik bir üslûbu göstermektedir. Selenga nehrinin Baykal gölüne aktığı yerin yakınında Noin Ula bölgesinde, üç grup halinde 212 kurgan vardır. Açılan kurganlarda etrafı kalın kü­tüklerle çevrili, aÄŸaç direkler üzerine çatısı olan, beÅŸ metre uzunlukta üç metre ka­dar geniÅŸ, bir buçuk metre kadar yüksek bir dış kısımla bunun içinde üç metreden biraz daha uzun ve aynı nisbette geniÅŸliÄŸi, yüksekliÄŸi olan aÄŸaç direkli mezarda çok iyi bir işçilik gösteren tahtadan bir tabut bulunuyordu. Ölü, itinalı bir ÅŸekilde giydirilmiÅŸti. Mezar odasının etrafı, tavan ve yer ipek, keçe ve yün örtülerle kaplı idi. Bu örtülerden birçoÄŸu ile hayvan figürleriyle iÅŸlenmiÅŸ gümüş levhalar, eyer ta­kımları, üç ayaklı masalar, çeÅŸitli aÄŸaç eÅŸya, silindirik ayaklı kulplu tunç kazanlar, yerli keramik, renkli cam boncuklar, çatal gibi kullanılan çubuklar, Çin iÅŸi aynalar, araba tekerlekleri, mücevherler, saç örgüleri, elbiseler gibi Hunlar’ a ait-birçok eş­ya, bu kurganlardan çıkarılarak Leningrad Ermitage Müzesi’ne mal edilmiÅŸtir. Bu­lunan eserler arasın­da lâke bir kâsenin kitabesinde üç usta­nın adı ile Åžahlin sa­rayı için M.S. 13 yılı­nın 5 Eylül günü yapıldığı yazılıdır. Büyük bir keçe örtü üzerinde Pazırık’ takı benzerleri gibi, ince, renkli derilerden ke­silmiÅŸ parçalarla di­ğer bir hayvan kav­gası canlandırılmıştır. Bu­rada, kanatlı arslana benzer bir grifon ar­kadan bir geyiÄŸe saldırmaktadır. Burada kompozisyon daha ÅŸematik ve üslûplaÅŸmış ol­makla beraber, can çekiÅŸen geyiÄŸin çok realist bir görüşle ifade edildiÄŸi görül­mektedir. Yün ku­maÅŸ üzerine iÅŸleme olarak yapılmış di­ğer bir örtüde, siyah beyaz kaplan çizgi­leriyle üstte ve altta kaplan başı ve pen­çeleri iÅŸlenerek, se­rilmiÅŸ bir kaplan postu etkisi uyandı­rılmak istenmiÅŸtir. Duvardaki örtülerden biri yün üzerine iÅŸlenmiÅŸ ola­rak su bitkileri ara­sında kaplumbaÄŸa­lar ve balıklardan ibaret bir kompozisyon gösteriyor. DiÄŸer bir iÅŸlemeli yün örtü de su içinde kuÅŸlar ve balıklarla buna yakın bir dekor gösteriyor. Altıncı kur­ganda bulunan bir iÅŸleme, kıvrak atları ile Hun süravilerini canlandırmaktadır. Yirmi ikinci kurganda duvara asılı ve büyük bir ustalıkla yapılmış yün iÅŸlemede çok canlı, kuvvetli bir portre hususiyeti olan bıyıklı iki insan başı bilhassa dikkati çekmektedir. Bunlar daha sonra Göktürkler ve Uy- gurlar’da göreceÄŸi­miz portre sanatının öncüleri olarak görü­lebilir.

DERİNLİK; YANILSAMA SANATI

Kasım 9th, 2009

Çizim yaparken, üç boyutlu gerçekliğe ilişkin öğeleri, yalnızca iki boyutlu olan düz bir yüzeye uyarlayarak aktarmaya çabalarız. Ortaya çıkan resimsel imgelerde bir anlam belirsizliği olması kaçınılmazdır, çünkü bir çizimde mekan ve derinlik adına okuduğumuz her şey bir yanılsama ürünüdür. Yine de çizgi, biçim, değerler ve dokular belli bir düzen içinde bir araya getirildiklerinde boşluktaki üç boyutlu formların mekansal düzenini ifade etme potansiyeline sahiptirler. Her şey, görsel sistemimizin çizilmiş imgeyi nasıl yorumladığına bağlıdır. Çizimlerimizi üç boyutlu formları bir mekan içinde göstermek ve bir derinlik vermek istiyorsak, yanılsama sanatında ustalaşmamız gerekir.

DERİNLİK

Üç boyutlu nesnelerden ve mekandan oluşan bir dünyada yaşıyoruz. Nesneler mekanda bir yer işgal eder, sınırlarını tanımlar ve ona bir form kazandırır. Öte yandan mekanın işlevi, nesnelere ilişkin imgelemimizi çevrelemek ve bir derinlik kazandırmaktır. İki boyutlu çizimlerle, gerçeğin üç boyutluluğunu nasıl simgeleyebiliriz?

Mekana baktığımızda, içindeki formların kendi aralarındaki ilişkilerini okuruz. Bu mekansal algıları çizdiğimizde ise, resimsel bir mekan yaratırız. Resimsel mekan, düz, derin veya belirsiz olabilir; ancak her durumda bir yanılsamadır. İki boyutlu bir yüzey üzerinde var olmaktadır. Ancak gördüklerimizi, üçüncü bir boyutta bir derinliği varmışçasına okumamızı sağlamak üzere görsel sistemimizi uyaran bazı temel teknikler vardır. Bu teknikler, çizgi, biçim, değer ve dokuların bazı görsel öğelerine gösterdiğimiz tepkiye dayalı olarak geliştirilmiştir. Bu teknikleri kavradığımızda, bir imgeyi, izleyene yaklaşıyormuşçasına öne çıkartabilir, ya da mekanın derinliklerine çekiliyormuş gibi gösterebilir. Bir formun yassı veya oylumlu görünmesini sağlayabiliriz. Formlar arasında mekansal ilişkiler oluşturabiliriz. 

GÖRSEL DERİNLİK VEREN İPUÇLARI

BOYUT

Nesneleri tanımlamak ve sınıflandırmak için gerçek boyutlarla aralarındaki apaçık farklılıkları görmezden gelme yeteneğimiz, ilginç bir kavramsal fenomendir. Boyutsal veya nesnel değişmezlik olarak bilinen bu fenomen, nerede ve ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar, belli sınıftaki nesneleri hep aynı büyüklükte ve değişmez bir renk ve dokuda algılamamızı sağlar.

Bizden eşit uzaklıktaki iki özdeş nesne, aynı büyüklükteymiş gibi gözükecektir. Biri bizden uzaklaştıkça boyutu küçülür gibi olacaktır. Boyuttaki bu görülür değişim, bize derinlik konusunda görsel ipucu sağlayacaktır. Farklı boyutta iki benzeşen veya özdeş imge gördüğümüzde, daha büyük olan yakında, daha küçük olan ise uzaktaymış gibi etki edecektir.

ÜST ÜSTE BİNME

Bir biçimin diğerinin önünde olduğunu ve arkadakinin bir bölümünü görüşümüzden gizlendiğini düşünme eğiliminde olduğumuz için, birbiri üstüne binmiş iki biçim de derinlik yanılsaması yaratacaktır. Kendi başına, üst üste binmenin yanı sıra, oylumlu kenarlar, değer ve dokuda farklılaşma, çizgi süreksizliği gibi derinlik yanılsaması veren başka ipuçlarının da kullanılması durumunda, üst üste binen nesneler arasında daha fazla bir boşluk varmışçasına bir derinlik duygusu verilebilir.

DÜŞEY KONUMLANMA

Dümdüz bir zeminde durduğumuzu varsayın. Yer düzlemi uzaklara ötelendikçe ufuk çizgisine doğru yükseliyormuş izlemini verecektir. Yerde duran nesneler de uzaklaştıkça yükseliyorlarmış gibi etki edecektir. Dolayısıyla, bir şeyin uzaktaymış gibi okunmasını istiyorsak, kompozisyonun yukarılarına kaydırmamız gerekir.

Bir nesne resim düzleminde ne kadar yukarıdaysa, o kadar uzaktaymış gibi etki edecektir. Böylelikle, istiflenmiş bir dizi imge, hele boyut farklılıkları ve üst üste binme ile bir araya getirilmişlerse, bir mekan ve derinlik duygusunu açıklıkla yansıtabilirler.

Marketri Tekniğinde Temizlik ve Üst Yüzey İşlemleri

Ekim 19th, 2009

Kakma işlerin yüzeyleri, kakmalar üzerindeki kâğıtlar temizlendikten sonra sistre ve zımpara yapılarak üst yüzey işlemlerine hazırlanır. Kakma parçalarının elyaf yönleri birbirine ve fon kaplamasına göre değişik olacağından kullanılacak sistre çok keskin olmalı ve ince talaş çıkarılmalıdır.
Kaplama ile yapılan kakma işlerde renk verici etkisi fazla olan kaplamalar kullanılmış ise zımpara ile temizlik yapmak sakıncalıdır. Örneğin aynı yüzeyde kullanılan ceviz, paduk gibi kaplamalardan yapılmış kakma işin temizliğinde zımpara kullanılacak olursa beyaz olan akçaağaç kahverengi ve kırmızı renkte lekeler oluşur. Bu sakıncanın olmaması için iyi bilenmiş bir sistire kullanılmalıdır.

Üst yüzey işlemleri uygulanırken kakmalı yüzeyler yatay olarak konmalı ve ilk kata çok ince bir vernik atılmalıdır. Böylece renk dağılması yapan kaplamalar izole edilmiş olur. Sonra kabaran lifler 280-320 numara zımpara ile alınır. Daha sonra kalın vernik uygulaması yapılabilir. Eğer kakmalı tablalar dik veya eğik tutulur ve ilk defasında fazla vernik uygulaması yapılırsa paduk vb. ağaçlar atılan verniği boyayarak işin bozulmasına neden olurlar.

Çok eski zamanlardan beri uygulanan marketri yapım tekniği günümüzde hala canlılığını korumaktadır. Ancak gelişen teknoloji ve teknikler yeni makinaların kullanılması marketriciliği yeni boyutlar kazandırmıştır. Bir sanat değeri olmasa da değişik renkte boyalarla yapılan baskılar ile kakma görüntüsü verilen değişik işlere günümüzde sıkça rastlanmaktadır.
Günümüzde hala kullanılan marketri tekniği mobilya ve dekorasyonda vazgeçilmez bir süsleme sanatıdır. Özellikle yemek odası takımlarında ve yatak odası mobilyalarında çok çeşitli olarak marketri işçiliği yapılmaktadır. İşte bu ve benzer sanatların çağımız modern mobilyalarına adapte ederek insanların hem kullanım amaçlarına, hem de göz zevklerine hitap etmektedir.

Kaynakça
Afyonlu, S., Ağaç İşleri Takım ve Makine Bilgisi, İstanbul 1981
Başacar, T., Aras, R., Sönmez, A., Kakma ve Süsleme Motifleri, Yüksek Teknik Öğretmen Matbaası, Ankara 1982
Büyük Larousse, 15. Cilt, İstanbul 1986
Demiriz, Y., Erken Osmanlı Mimarisinde Süsleme, 1989
Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi Cilt 2, Marketri, İstanbul 1997
İlhan, R., Desen Röleve I Ders Notları, Muğla 1997
Şanıvar, N., Ağaç Kakmacılığı Ders Notları, Ankara 1967
Şanıvar, N., Zorlu, İ., Ağaç işleri Gereç Bilgisi, İstanbul 1987
Şen, S., Osmanlı ve Ahşap Sanatı, 1986
XVIII. Yüzyılda Rusya’da Marketri Sanatı, Ahşap Dergisi 1995 Şubat
Zorlu, İ., Ağaç İşleri Konstrüksiyon Bilgisi, 1995
erek insanların hem kullanım amaçlarına, hem de göz zevklerine hitap etmektedir.

Marketri Kaplamanın Hazırlanması ve Ahşap Levha Üzerine Yapıştırılması

Ekim 19th, 2009

Kaplamalardan yapılan marketri işleri sayılarının tek veya çok olmasına, iki veya daha çok ağaç cinsinden meydana gelmesine göre değişik usullerle yapılır. Buna göre kıl testeresi ile dik kesme veya eğik kesme yöntemlerinden biri uygun olarak kullanılır.

Bugün yapılan en yaygın kakma kaplamalarla yapılan kakmadır. Çalışma şekli; yapılacak işlerin sayılarının tek veya çok oluşuna, iki veya daha çok ağaç cinsinden meydana gelmesine göre değişir
Kıl testere kolları ile çalışırken özel olarak hazırlanmış marketri tezgâhları kullanılır. Bunlar ihtiyaca göre çeşitli şekillerde yapılmaktadır

Kıl testere testere koluna, dişleri aşağı doğru çekerken kesecek şekilde ve gerdirilerek bağlanır. Testereyi tutan kol dirsekten hareket ettirilerek ve testerenin dikey konumu hiç değiştirilmeden bütün kesimler yapılır. Bilhassa iki renkli marketri işlerinde kaplamalarda fire vermeden bir kesmede, iki adet kakmalı iş elde etmek için dik kesme yöntemi kullanılır. Bu ve benzeri işleri yapmak için, iki çeşit kaplama aralarına kaba kâğıt konarak kola ile üst üste yapıştırılır. Kola kuruduktan, sonra şekiller çizgilerden kesilir. Şekillerin kesilmesi bittikten sonra kaplamalar aralarındaki kâğıtlardan birbirinden, şerit testeresinden yapılmış kaplama bıçağı ile birbirinden ayrılır. Sonra açık renk kaplamalar koyu renk (fon); koyu renk kakmalar da açık renk zemin üzerindeki yerlerine konur, kola sürüldükten sonra bir kâğıtla yerlerine tutturulur. Kakmalı kaplamanın altındaki kâğıtlar bilinen usulle temizlenir ve kakmalı kaplama tablası üzerine tutkallanır.

Bir diğer yapım tekniğinde marketri her bir parça için seçilen uygun renkteki kaplamalardan ayrı ayrı kesilir. Buradan da anlaşılacağı gibi uygulanan bu yapım tekniğinde çok sayıda resim kullanmak gerekecektir. Aydınger kağıdı üzerine çini mürekkebi ile çizilen resim ozalit kağıdı ile istenilen sayıda çoğaltılabilir. Üzerine resim yapıştırılarak kesilen küçük parçalar yan yana getirildiğinde çok iyi alışmalı ve ek yerlerinde aralıklar kalmamalıdır. Numaralanan her parça için resimden kesilen kopya, ait olduğu kaplamanın üzerine kola ile yapıştırılmıştır. Her bir parça dik kesim tekniği ile kesilir ve resmi tamamlayan bütün parçalar, fon resim üzerine birleştirilir. Daha sonra fon kaplama üzerine kola ile yapıştırılır ve eğik kesim tekniği ile gömülmüştür. Bu teknikte hazırlanan kaplamaların ek yerlerinde aralıklar meydana gelebilmektedir. Ancak bu aralıklar kakmanın her tarafında aynı genişlikte olursa görüntü çok fazla çirkin olmaz
Bir resim çalışmasına benzeyen ve yukarıda yapım tekniği anlatılan bu tür kakma işlerinin yapımında başlangıçta önemsiz ve çok fazla ayrıntılı olmayan basit örneklerle çalışmalar (temrinler) yapılmalıdır. İşin uygulaması için gerekli beceri ancak uzun süreli çalışmalar sonucu elde edilebilir. Temrin sayısı ve alandaki beceri artıkça karmaşık ve ince işlere girme şansı artar.
Her değişik numara bir renk kaplamayı gösterir. Seçilecek kaplamanın renk ve cinsini saptamada yardımcı olması amacı ile numaralama işleminden önce, kakma resminin bir resim kâğıdına kopyasını alarak sulu boya ile boyamak suretiyle renk uyumu sağlanabilir. Bu şekilde renk ve cinsi saptanan resim numaralanır. Kesme işlemi de açıklanan kurala göre yapılır. Daha önce numaralanan her parça ayrı ayrı kesilerek asıl kaplamaya gömülür.
Kıl testeresi ile yapılan bir başka kakma tekniği daha vardır. Filato adı verilen dar kaplamalar kıl testeresi ile dik kesilerek asıl kaplamaya gömülebilir. Ancak bu amaç için kullanacak kaplamanın sağlam ve sık dokulu olması gerekir.
Genişliği 1- 35 mm arasında değişen, bir veya daha fazla değerli ağaç kaplamalarından elde edilmiş düz veya desenli kaplamalara filato adı verilmektedir. Filatolar yalnız kaplamadan yapılmayıp pirinç, bakır, alüminyum gibi yumuşak ve işlenmesi kolay metal levhalardan kesilmek suretiyle elde edilmektedirler. Hazır filatoların 20 mm’ den fazla olanlarını daha çok kenar suyu olarak kullanılmaktadır. Filatolar genel olarak kenarları 450 freze kaplamalı; ortası kök, ur, kuşgözü ve güzel desenli kaplamalardan meydana getirilen kompozisyonlarla kenar kaplaması ile ortadaki kaplamalar arasında kullanılmıştır. Burada yüz kaplamayı tablaya yapıştırma sırasında açıklık meydana gelebileceği gibi, hafif kaymalar yüzünden kenar kaplaması genişliklerinde de küçük farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bazen kenardaki kaplama ile ortadaki kaplamayı birbirinden ayırıcı olarak da filato kullanılmıştır. Ayrıca, freze ve hafif desenli kaplamalarla kaplanan yüzeylerin monoton görünüşünü gidermek, bir canlılık ve hareket vermek için böyle yüzeylerin çeşitli şekillerde bölümlenmesinde de filato kullanılmıştır (Zorlu, 1995).
Parçalar yerine alıştırılıp oturtulduktan sonra üzerlerine bir kağıt yapıştırılır. Ek yerlerinde aralıklar var ise ters taraftan uygun renkte ve yapıştırmayı engellemeyecek bir macun ile kapatılır. Bu amaçla vernik ile hazırlanan macunlar kullanılmaz
Rozet harf ve sembol gibi küçük şekiller yerine kıl testeresi ile alıştırılabildiği gibi kaplama bıçağı ile de gömülebilir. Bunun için gömülecek şekil ilk önce kesilir, kenarları düzeltilir ve gömüleceği yere konularak sert bir kurşun kalem ile çizilir. Çizgilere göre kaplama bıçağı ile kesilen kaplamadan gereksiz parçalar çıkartılır. Açılan yuvaya önceden hazırlanan kakma parçası tutkallanır diğerleri.,

Marketri yapımında da çiçekler ve yapraklar çok kullanılır. Daha ziyade doğal formunu muhafaza ederek stilize edilen yaprak motifleri oldukça yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Genelde her çiçek kendi yaprağıyla doğal halinde motiflendirilmiştir.

16. yüzyıla kadar Türk mimarisi ve geleneksel el sanatlarında insan ve hayvan motifleri çok yoğun bir şekilde kullanılmıştır. Daha sonraları bitkisel motifler ağırlık kazanmıştır. Ancak 18. Yüzyıldan sonra yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştır. İslamiyetin kabulünden önce uzak doğu etkisinde insan ve özellikle dragon, ejderha gibi mitolojik figürler oldukça fazla kullanılmıştır. Daha sonraları insan figürleri hemen hemen tamamen terk edilmiş ve hayvanlara ait stilize motiflere az da olsa yer verilmiştir.
Marketri sanatında en çok uygulanan motifler geometrik esaslara dayanmaktadır. Tek eksen üzerinde basit bordürler geliştirmişlerdir. Malzeme değişikliği ve çizgilerle kesilmek suretiyle desen zenginliği sağlanabilmektedir. Türk-İslam Sanatında geometrik motif olarak, sekizgenler, üçgenler ve yıldızlar çok kullanılmıştır. Yıldızlar genellikle köşe ve kol sayısına göre sınıflandırılırlar. Daha çok süslemelerde üç, dört ve beş kollu yıldızlar kullanılmıştır

Kakma kompozisyonlarının preslenmesi sırasında eğer kaplamalar birbirinden farklı kalınlıkta ise kalın kaplamalar zımparalanmalıdır. Ancak büyük ölçülerdeki, kakma işlerinde kaplama kalınlık farklılıkları bu yolla giderilemez. Bu nedenle yapıştırma esnasında birkaç kat kaba kağıt veya kurutma kağıdı gibi yumuşak gereçler konulursa daha düzgün bir yapışma elde edilir. Presleme işlemi bittikten sonra kakmalar üzerindeki kâğıtlar temizlendikten sonra sistire ve zımparalama yapılarak kompozisyon üst yüzey işlemlerine hazır hale getirilir.

Marketri Kaplamanın Hazırlanması ve Ahşap Levha Üzerine Yapıştırılması

Ekim 19th, 2009

Kaplamalardan yapılan marketri işleri sayılarının tek veya çok olmasına, iki veya daha çok ağaç cinsinden meydana gelmesine göre değişik usullerle yapılır. Buna göre kıl testeresi ile dik kesme veya eğik kesme yöntemlerinden biri uygun olarak kullanılır.

Bugün yapılan en yaygın kakma kaplamalarla yapılan kakmadır. Çalışma şekli; yapılacak işlerin sayılarının tek veya çok oluşuna, iki veya daha çok ağaç cinsinden meydana gelmesine göre değişir
Kıl testere kolları ile çalışırken özel olarak hazırlanmış marketri tezgâhları kullanılır. Bunlar ihtiyaca göre çeşitli şekillerde yapılmaktadır

Kıl testere testere koluna, dişleri aşağı doğru çekerken kesecek şekilde ve gerdirilerek bağlanır. Testereyi tutan kol dirsekten hareket ettirilerek ve testerenin dikey konumu hiç değiştirilmeden bütün kesimler yapılır. Bilhassa iki renkli marketri işlerinde kaplamalarda fire vermeden bir kesmede, iki adet kakmalı iş elde etmek için dik kesme yöntemi kullanılır. Bu ve benzeri işleri yapmak için, iki çeşit kaplama aralarına kaba kâğıt konarak kola ile üst üste yapıştırılır. Kola kuruduktan, sonra şekiller çizgilerden kesilir. Şekillerin kesilmesi bittikten sonra kaplamalar aralarındaki kâğıtlardan birbirinden, şerit testeresinden yapılmış kaplama bıçağı ile birbirinden ayrılır. Sonra açık renk kaplamalar koyu renk (fon); koyu renk kakmalar da açık renk zemin üzerindeki yerlerine konur, kola sürüldükten sonra bir kâğıtla yerlerine tutturulur. Kakmalı kaplamanın altındaki kâğıtlar bilinen usulle temizlenir ve kakmalı kaplama tablası üzerine tutkallanır.

Bir diğer yapım tekniğinde marketri her bir parça için seçilen uygun renkteki kaplamalardan ayrı ayrı kesilir. Buradan da anlaşılacağı gibi uygulanan bu yapım tekniğinde çok sayıda resim kullanmak gerekecektir. Aydınger kağıdı üzerine çini mürekkebi ile çizilen resim ozalit kağıdı ile istenilen sayıda çoğaltılabilir. Üzerine resim yapıştırılarak kesilen küçük parçalar yan yana getirildiğinde çok iyi alışmalı ve ek yerlerinde aralıklar kalmamalıdır. Numaralanan her parça için resimden kesilen kopya, ait olduğu kaplamanın üzerine kola ile yapıştırılmıştır. Her bir parça dik kesim tekniği ile kesilir ve resmi tamamlayan bütün parçalar, fon resim üzerine birleştirilir. Daha sonra fon kaplama üzerine kola ile yapıştırılır ve eğik kesim tekniği ile gömülmüştür. Bu teknikte hazırlanan kaplamaların ek yerlerinde aralıklar meydana gelebilmektedir. Ancak bu aralıklar kakmanın her tarafında aynı genişlikte olursa görüntü çok fazla çirkin olmaz
Bir resim çalışmasına benzeyen ve yukarıda yapım tekniği anlatılan bu tür kakma işlerinin yapımında başlangıçta önemsiz ve çok fazla ayrıntılı olmayan basit örneklerle çalışmalar (temrinler) yapılmalıdır. İşin uygulaması için gerekli beceri ancak uzun süreli çalışmalar sonucu elde edilebilir. Temrin sayısı ve alandaki beceri artıkça karmaşık ve ince işlere girme şansı artar.
Her değişik numara bir renk kaplamayı gösterir. Seçilecek kaplamanın renk ve cinsini saptamada yardımcı olması amacı ile numaralama işleminden önce, kakma resminin bir resim kâğıdına kopyasını alarak sulu boya ile boyamak suretiyle renk uyumu sağlanabilir. Bu şekilde renk ve cinsi saptanan resim numaralanır. Kesme işlemi de açıklanan kurala göre yapılır. Daha önce numaralanan her parça ayrı ayrı kesilerek asıl kaplamaya gömülür.
Kıl testeresi ile yapılan bir başka kakma tekniği daha vardır. Filato adı verilen dar kaplamalar kıl testeresi ile dik kesilerek asıl kaplamaya gömülebilir. Ancak bu amaç için kullanacak kaplamanın sağlam ve sık dokulu olması gerekir.
Genişliği 1- 35 mm arasında değişen, bir veya daha fazla değerli ağaç kaplamalarından elde edilmiş düz veya desenli kaplamalara filato adı verilmektedir. Filatolar yalnız kaplamadan yapılmayıp pirinç, bakır, alüminyum gibi yumuşak ve işlenmesi kolay metal levhalardan kesilmek suretiyle elde edilmektedirler. Hazır filatoların 20 mm’ den fazla olanlarını daha çok kenar suyu olarak kullanılmaktadır. Filatolar genel olarak kenarları 450 freze kaplamalı; ortası kök, ur, kuşgözü ve güzel desenli kaplamalardan meydana getirilen kompozisyonlarla kenar kaplaması ile ortadaki kaplamalar arasında kullanılmıştır. Burada yüz kaplamayı tablaya yapıştırma sırasında açıklık meydana gelebileceği gibi, hafif kaymalar yüzünden kenar kaplaması genişliklerinde de küçük farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bazen kenardaki kaplama ile ortadaki kaplamayı birbirinden ayırıcı olarak da filato kullanılmıştır. Ayrıca, freze ve hafif desenli kaplamalarla kaplanan yüzeylerin monoton görünüşünü gidermek, bir canlılık ve hareket vermek için böyle yüzeylerin çeşitli şekillerde bölümlenmesinde de filato kullanılmıştır (Zorlu, 1995).
Parçalar yerine alıştırılıp oturtulduktan sonra üzerlerine bir kağıt yapıştırılır. Ek yerlerinde aralıklar var ise ters taraftan uygun renkte ve yapıştırmayı engellemeyecek bir macun ile kapatılır. Bu amaçla vernik ile hazırlanan macunlar kullanılmaz
Rozet harf ve sembol gibi küçük şekiller yerine kıl testeresi ile alıştırılabildiği gibi kaplama bıçağı ile de gömülebilir. Bunun için gömülecek şekil ilk önce kesilir, kenarları düzeltilir ve gömüleceği yere konularak sert bir kurşun kalem ile çizilir. Çizgilere göre kaplama bıçağı ile kesilen kaplamadan gereksiz parçalar çıkartılır. Açılan yuvaya önceden hazırlanan kakma parçası tutkallanır diğerleri.,

Marketri yapımında da çiçekler ve yapraklar çok kullanılır. Daha ziyade doğal formunu muhafaza ederek stilize edilen yaprak motifleri oldukça yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Genelde her çiçek kendi yaprağıyla doğal halinde motiflendirilmiştir.

16. yüzyıla kadar Türk mimarisi ve geleneksel el sanatlarında insan ve hayvan motifleri çok yoğun bir şekilde kullanılmıştır. Daha sonraları bitkisel motifler ağırlık kazanmıştır. Ancak 18. Yüzyıldan sonra yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştır. İslamiyetin kabulünden önce uzak doğu etkisinde insan ve özellikle dragon, ejderha gibi mitolojik figürler oldukça fazla kullanılmıştır. Daha sonraları insan figürleri hemen hemen tamamen terk edilmiş ve hayvanlara ait stilize motiflere az da olsa yer verilmiştir.
Marketri sanatında en çok uygulanan motifler geometrik esaslara dayanmaktadır. Tek eksen üzerinde basit bordürler geliştirmişlerdir. Malzeme değişikliği ve çizgilerle kesilmek suretiyle desen zenginliği sağlanabilmektedir. Türk-İslam Sanatında geometrik motif olarak, sekizgenler, üçgenler ve yıldızlar çok kullanılmıştır. Yıldızlar genellikle köşe ve kol sayısına göre sınıflandırılırlar. Daha çok süslemelerde üç, dört ve beş kollu yıldızlar kullanılmıştır

Kakma kompozisyonlarının preslenmesi sırasında eğer kaplamalar birbirinden farklı kalınlıkta ise kalın kaplamalar zımparalanmalıdır. Ancak büyük ölçülerdeki, kakma işlerinde kaplama kalınlık farklılıkları bu yolla giderilemez. Bu nedenle yapıştırma esnasında birkaç kat kaba kağıt veya kurutma kağıdı gibi yumuşak gereçler konulursa daha düzgün bir yapışma elde edilir. Presleme işlemi bittikten sonra kakmalar üzerindeki kâğıtlar temizlendikten sonra sistire ve zımparalama yapılarak kompozisyon üst yüzey işlemlerine hazır hale getirilir.

1.Marketri Tekniğinde Temizlik ve Üst Yüzey İşlemleri
Kakma işlerin yüzeyleri, kakmalar üzerindeki kâğıtlar temizlendikten sonra sistre ve zımpara yapılarak üst yüzey işlemlerine hazırlanır. Kakma parçalarının elyaf yönleri birbirine ve fon kaplamasına göre değişik olacağından kullanılacak sistre çok keskin olmalı ve ince talaş çıkarılmalıdır.
Kaplama ile yapılan kakma işlerde renk verici etkisi fazla olan kaplamalar kullanılmış ise zımpara ile temizlik yapmak sakıncalıdır. Örneğin aynı yüzeyde kullanılan ceviz, paduk gibi kaplamalardan yapılmış kakma işin temizliğinde zımpara kullanılacak olursa beyaz olan akçaağaç kahverengi ve kırmızı renkte lekeler oluşur. Bu sakıncanın olmaması için iyi bilenmiş bir sistire kullanılmalıdır.

Üst yüzey işlemleri uygulanırken kakmalı yüzeyler yatay olarak konmalı ve ilk kata çok ince bir vernik atılmalıdır. Böylece renk dağılması yapan kaplamalar izole edilmiş olur. Sonra kabaran lifler 280-320 numara zımpara ile alınır. Daha sonra kalın vernik uygulaması yapılabilir. Eğer kakmalı tablalar dik veya eğik tutulur ve ilk defasında fazla vernik uygulaması yapılırsa paduk vb. ağaçlar atılan verniği boyayarak işin bozulmasına neden olurlar.

Çok eski zamanlardan beri uygulanan marketri yapım tekniği günümüzde hala canlılığını korumaktadır. Ancak gelişen teknoloji ve teknikler yeni makinaların kullanılması marketriciliği yeni boyutlar kazandırmıştır. Bir sanat değeri olmasa da değişik renkte boyalarla yapılan baskılar ile kakma görüntüsü verilen değişik işlere günümüzde sıkça rastlanmaktadır.
Günümüzde hala kullanılan marketri tekniği mobilya ve dekorasyonda vazgeçilmez bir süsleme sanatıdır. Özellikle yemek odası takımlarında ve yatak odası mobilyalarında çok çeşitli olarak marketri işçiliği yapılmaktadır. İşte bu ve benzer sanatların çağımız modern mobilyalarına adapte ederek insanların hem kullanım amaçlarına, hem de göz zevklerine hitap etmektedir.

Kaynakça
Afyonlu, S., Ağaç İşleri Takım ve Makine Bilgisi, İstanbul 1981
Başacar, T., Aras, R., Sönmez, A., Kakma ve Süsleme Motifleri, Yüksek Teknik Öğretmen Matbaası, Ankara 1982
Büyük Larousse, 15. Cilt, İstanbul 1986
Demiriz, Y., Erken Osmanlı Mimarisinde Süsleme, 1989
Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi Cilt 2, Marketri, İstanbul 1997
İlhan, R., Desen Röleve I Ders Notları, Muğla 1997
Şanıvar, N., Ağaç Kakmacılığı Ders Notları, Ankara 1967
Şanıvar, N., Zorlu, İ., Ağaç işleri Gereç Bilgisi, İstanbul 1987
Şen, S., Osmanlı ve Ahşap Sanatı, 1986
XVIII. Yüzyılda Rusya’da Marketri Sanatı, Ahşap Dergisi 1995 Şubat
Zorlu, İ., Ağaç İşleri Konstrüksiyon Bilgisi, 1995
erek insanların hem kullanım amaçlarına, hem de göz zevklerine hitap etmektedir.