Kişinin benimsediği ya da oluşturduğu belli değerler –dünyaya bakış, gelecek hakkındaki beklentiler, insan ve ona bağlı değerler gibi- bir yapıtta savunulduğu kabul edilenlerle ilintili ise, kişinin felsefi görüşlerini o yapıt pekiştiriyor, sınıyor ya da onlar üzerine farklı düşünme olanakları getirebiliyorsa o yapıt, o kişi için bir sanat eseri kabul edilecektir.
Sanat yapıtının kendi içinde değerlendirilmesi bu ölçütlerle (biri, bir kaçı ya da hepsi ile) yapıldıktan ve o yapıt ‘sanat’ olarak kabul edildikten sonra, ikinci basamak; o yapıtın ne kadar sanat yapıtı olduğu üzerine bir yanıt bulmak olacaktır. Bunun için de alıcının, o yapıtı, kendi türü içindeki yapıtlarla karşılaştırması, karşılaştırabilmesi ve salt kendini bağlayacak bir sıralama içine sokması gerekir. Bu da, ister istemez, alıcının bilgisine, kültürüne ve o sanat türü ilişkisinin derecesine bağlı olacaktır.
O halde sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; sanat kavramının anlamı ve içeriği, bireylerin sanat alanı ile olan ilişkileri doğrultusunda bir yoğunluk kazanmaktadır. Birey, sanatla ne denli ilişkili olursa ‘sanat’ kavramının anlamı üzerinde o denli doğru bir yargıya varabilir.
_ ÖZET _
“Sanat nedir?” sorusu, neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir soru olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da sayılamayacak kadar çok yanıt bulunmaktadır. Fakat, bireysel hakları ön planda tutan demokratik düzende sanat, kendini, iki taraf –sanatçı ve sanatçının yapıtını algılayan (alıcı)- açısından iki ayrı tanımlama ile ortaya koymaktadır denebilir. İlki alıcı açısından olup şöyle ifade edilebilir: Duygularımızda değişme yaratan, hoşa giden her şey sanattır. Diğeri ise sanatçı, sanatı üreten açısından olup kısaca şöyle belirtilebilir: Sanat, sanat adına üretilen her şeydir.
Bu iki kısa ve öz tanımlama göstermektedir ki sanat, kişilerin kendi yargılarıyla oluşur ve bu yargılar ne denli ortaklaşırsa sanat denilen gerçek de o denli ortak bir anlam kazanır.